30 Aralık 2007 Pazar

YENİ YIL yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun!!!!!!!!

Yeni yıl kutlama adetim yoktur. Hoş.. benim herhangi bir şey kutlama adetim yoktur. Aksine insanların o sapkın hallerini (kafalarında şapka, ağızlarında düdük vs) görmemek için 12 olmadan yatarım ben. Bir de yeni yıla nasıl girersen öyle geçer derler ya… uyuyarak girmeye çalışırım ki bütün yıl yatayım! Oh mis gibi sıcacık!

Tabi ki bu bir bakış açısı. Burada size kutlamamanın doğru olduğunu savunmayacağım. Ama mantıksızlığından bahsetmeme izin verin lütfen!
Düşünelim… 875749089650344823236456738 tane ay olamayacağına göre, bir yerden sonra mevcut aylar tekrar etmeli ve biz bu tekrarı kaçıncı kez yaşadığımızı bilmek için bu 12 şerli ay gruplarını numaralandırmalıyız! Hikaye bu! Bitti. Her şey net. 12 ay bitti baştan başlıyoruz saymaya. İyi de niye kutlayım ben bunu? Faydası ne? Hayır uyanıyorum hayat yine benim hayatım, aynı değişen yok! Hani 1 Ocak da uyansam bir baksam Holywood’dayım… ok! Anlarım yani, hatta bir sonra ki yıl başı kutlamalarında kına bile kullanabilirim! Ama yok yani.. değişen yok. Bu nedenlerden yeni yıl kutlamaları dahil bir çok kutlamaya karşıyım. Buna doğum günleri de dahil. Bırakın yahu! Doğalı kaç yıl olmuş, artık yapacak bir şey yok! Ha beni çok seviyorsanız ve bunun mutluluğunu yaşamak istiyorsanız annemi kutlayınız! Emin olun doğumumda benim bir çabam yok! Hatta fikrim bile yoktu! Bilsem tercih etmezdim. Bu anlamda özel günmüş vs.miş rahat bırakın, bünyemi zorlamayınız. Yarın evdeyim sevgili okur. Bildiğiniz gibi işten çıkacağım eve geleceğim yemek yiyip kahvemi içeceğim. Size iyi bıcırdamalar sevgili okurcuğum! Ama çok ses etmeyin gece uykumu iyi alamazsan yeni yılı sinirli geçirebilirim…

Yeni yılınız göbek atmakla geçsin, öpüyorum sizi…

25 Aralık 2007 Salı

İSTANBUL'UN HEPİNİZE SELAMI VAR

Gittiğim yerlerden dönünce hep yazarım bişeyler, huy oldu. Bu kez çok yoruldum. Kafamı toparlayıp güzel bi metin yazamıcam ama kısa notlar bırakabilirim yazı haline getirmeniz için.

İşte, İstanbul'dan notlar;

*Bayram tatilinden faydalanıp çekim için İstanbul’a gidildi.
*Az para ile yola çıktık. Ayarlayamadık işte!
*Tren yolculuğu ile gidildi. Aral öğrenci bileti aldı, ben öğrenci olmadığımdan ceza kesitler. Tez zamanda Aral dövülecek.
*Para az gitsin diye (biraya daha çok finansman sağlayabilmek amaçlı) ekmek arası bişiler yaptım. Aral “kaşarlar ince olmuş” dedi. Kaşarları bir bir çıkarıp Aral’ın burnuna sokmak istedim ama günah! Onu bulamayanlarda var (ki son gün bizde o bulamayanlar arasına katıldık!).
*Trende bira içmek güzel. Restoran iyi, vagonlar kötü! Huzur evi gezi kulübü gibi bi vagona denk geldik! Yaş ortalaması 80’di (Gerçi tam uyuduğum sırada adamın biri kalkıp “çocuğunuz çiçeğimi yemiş, ben bunu anneme almıştım” diye bağırdı, olay yarattı! Tam olarak o çocuğu göremesem de bi manyak yavrucak vardı demek arada!).
*Aral’ın bacakları çevre koltukları dürtmüş(adam 1.96). Önce teyze ve amcalar bizi azarladı, sonra şevkat duyup “şimdiki gençler uzun, sığmıyo bi yere” dedi. Ben bu lafa sevindim. Bi ara dövcekler sandım, ancak bu cümle ile rahatladım.
*Çekimler bitti. Bir daha bu proje için çekim yok. Gönlüm rahat, olay güzel.
* Bana bişey ısmarlayan olduğunda asla hayır demedim!!!
*Tuzlaya gittim İsmail ve Onur’u ziyaret ettim(Piyade okuluna gittim). Bir sürü asker vardı. Çok korktum!
*Tuzlaya giderken, gözlerim rüzgardan şıpır şıpır akıyo diye, deniz gözlüğü taktım(rüzgar önlemek için) kafama da stüdyo monitör kulaklığı taktım (3 metre kablosu var, dj kulaklığı işte), kulaklarımı çok sıcak tuttu. Tuzlaya hiç gitmediğimden yolda bi amcaya yol sordum, tipimi beğenmedi muhatap olmadı! Çok yürümek zorunda kaldım.
*Süreyya bana bir çizim kalemi almış. Çok mutlu oldum. Ankara’ya dönünce 2 aydır ara verdiğim çizimlere ağzımın suyu aka aka tekrar başladım.
*Görgüsüz Aral gece gece deniz kenarına gitmek istedi. Gittiğimizde göreceğimiz tek şeyin siyah bi boşluk olduğunu anlatamadım! Kendini Akdeniz’de sandı zavallım. Gece’nin bi saati gittik, siyah boşluğa baktık, mavi bi Ege hayal ettik. Üşüdük. Yürüdük. Midye tava yedik.
* Paramız bitti (Hala da yok! Hani şu burun deliği kadar olan 50 kuruşlar var ya yemin ederim ondan bile yok!)
*Son gün açlıktan ölmemek için Aral’ın teyzesine gittik, akşam yemeği yedik. Kavurma vardı. Pilav vardı. Süper bişiler vardı. Çok doyduk iyi oldu.
*Trende yer yoktu, otobüsle döndük. Bindik-indik! Arasında ki zamanda ben uyudum, Aral ne yaptı bi fikrim yok.
*Cebimde 20.700 vardı(yeni para ile nasıl yazılır bilmiyorum, eski para ile 20 milyon 700). Taxiye ayırmıştım. Taxici hepsini aldı elimden! Daha da 1.500 eksik çıktı. Kapını önünde bekçiyi gördüm, Allah razı olsun 1,500 verip beni taxi’cinin elinden kurtardı.
*Eve geldim, üstümü değiştirdim, ajansa gittim. Çok çalıştım.

---Bitti---

15 Aralık 2007 Cumartesi

FAREDİR O FARE...

Sabah 5! 3. kez oldu bu! Sabah 5 olunca ajansın alarmı ötüyo.. Tabi polis vs patron hepsi toplanıyolar ajansı açıyolarki bişey yok! Ne biri girmiş ne de teşebbüs etmiş. Nedir bu? Heralde alarmda bi problem var diyoruz. Alarm şirketinden geliyolar tatbikat yeri gibi ajansın içi. Adamlar dedi ki alarmı kuruyoruz, kimse kıpırdamasın! Fotokopi çeken makinada, telde konuşan telde, çizim yapan olduğu halde kaldı! Alarm kuruldu. Alarm şirketinden gelenlerden biri geldi sakincene alarmın karşısına geçip el salladı (çok asap bozucuydu 4 kez tekrarlandı bu!) Efendim o zamana kadar dikkat etmediğim üzere alarm zili sandalyemin altındaymış ve ben ufak çaplı bir kalp krizi yaşadım! Ama ölmedim! Öldürmeyen allah öldürmüyo sevgili okur! Adamlara dedim "öldüreydiniz direk"! Neyse efendim alarm çalışıyo şimdi manyakça senaryolara başladı şirketten gelenler: "hmmmm hızlı esen rüzgar perdeleri oynatıyo olabilir! hmmm" "fare olabilir fare!," ben soruyorum tabi "Ee nerde peki bu? Bu fare neden her sabah 5 de gelir?! Namazamı kalkıyo?" Cevap: "hee alarmı duyunca gaçmışdır!" Yani alarm fareye karşı gayet etkili sayın okur! Eğer bir yerde fare görürseniz bi düdükle onu kaçırmanız mümkün! Yaw o zaman fare kapanı vs gibi alet edvata ne gerek var? Yıllarca insan oğlu fareyle olan sosyal savaşında neden düdüğü hiç düşünmemiş?.. Çal düdüğü gitsin fare! Ohh öldürmeden fareden kurtulma yolu, hem etraf kan da olmaz! Tam adamların yakasına yapışıp "Lan biz bu alarmı fare için mi taktırdık uleyyynnn?!!" diyecektim... Ah ahhh.. Yapma Kufax, etme Kufax...! Ajanstakiler sağ olsun! Valla bana kalsa şimdi bi tepsi böreğe testere saklayıp beni hapsanede ziyaret etmeye gelebilirdiniz sevgili okur! Katil oluyodum! Fareymiş! Neyse efendim. Bizim alarm sabah 5 gibi çalıyo. Patron ve eşini gece hayal ediyorum. " kalk bey polisler aradı, alarm çalıyomuş" "yat hanım yat, faredir o fare!"....


Haydi hayırlı günler olsun sevgili okur...

14 Aralık 2007 Cuma

KARA TREN GECİKİR...

Tutamıyorum kendimi... Vallahi gidesim geliyo durduk yere... Napsak napsak... Gitsek... Nereye şimdi? Amasra'ya gideyim diyorum, hava bi garip. Çok da korkunçtur Karadeniz bu mevsimde. Olmaz, Karadeniz olmaz. Konya'ya gideyim evet! Ama Konya'ya 2 hafta sonra gidicem. Peki diyorum yine İstanbul olsun. Zaten bakkala gitmek gibi oldu. Ayda 3 kez İstanbul'dayım. Çekimi bitiririz en azından diyorum. Karar verildi, şehir: İstanbul! Ama bi değişiklik olmalı, hah buldum trenle gideyim diyorum. TCDD güzel bi site yapmış önce siteden bakıyorum. Gud! Şön! Ardından arıyorum. Donuk sesli ama heycanlıda bi ses kaydı. Bana "zırt için 1'e, bırt için 2'ye.... basın" diye sayıp duruyo. Sonunda ulaşıyorum rezervasyon merkezine. Beklerken hani bi müzik çalar bilirsiniz. TCDD "tren gelir hoş gelir ley ley lümü lümü ley"i koymuş başlıyo bi müzik. Gülmeye başlıyorum, kadın çıkıyo tele "efendeeem" diyo! Kelimeler oldukça davetkar! "e"ler açık... Sanki ağızda bi sakız var! Ama ses gardiyan gibi. Gülmekten bileti zor ayırttırıyorum. Treni seviyorum sevgili okur. Tren gelir hoş gelir ley ley lümü lümü leyy... (Bakınız 444 82 33)... Alışkanlık oldu bende günde 3 kez arıyorum(!)... Tren gelir falan.. hoş gelirr.. ohh iyi neşemiz allah bozmasın...

Yav bide şey vardı "kara tren gecikir belki hiç gelmez.. dağlarda salınırda halimi bilmez.." falan.. iyi ki Onu koymamışlar o çok fena acıklı yaw.. çok!

30 Ekim 2007 Salı

MANİDAR BİŞİLER...

Sevgili okur… ya sevgili okur diyip duruyorum da okuyo musunuz harbiden? Biliyorum okuyosunuz? Hehehehe. Bu ara çok bişiler yazamadım ama nedenleri var. Etrafımda öyle çok
garip şey oluyo ki, ben sanırım yavaştan alışıyorum bunlara ve yazma ihtiyacı uyandıracak kadar garip gelmemeye başlıyo, yazma sınırına yaklaşamıo hiç birisi içimde.
Dedim yazmamak da olmaz, ne yapsak? Ben tam “ne yazsak lan” diye düşünürken bu düşünme anlarının birinde youtube da bi amcayı izledim(ajanstakiler duysun! dergi matbaya yetişecek koşturmasının içinde bide youtube’dan amca izliyom! Kendimi ispiyonlayım hem izlerken biri basarda “çalışmıyo lan bu eğleniyo” der derdinden de kurtuluyum! Hee eed izliyom!). Bu amca bi köylük yerde ayna, tarak, cımbız vs satıyomuş. Bunları satarkende maniler sölüyomuş. Amca düz konuşmuyo, insan meraba dediine pişman oluyo o derece şiirsel ve mani’dar! Baktım amca baya revaçta. Tabi ben bunu bugün öreniyom ama millet biliyomuş amcayı(kısa süreli bi utanç yaşıyorum elbet). Nese konuya gelelim dedim benim amcadan neyim eksik! Hatta genç olmam amcaya göre avantajlı kılabilir beni (bu arada amca saniye sekmeden yerli malı haftası şiiri gibi sıralıyo manileri, unutmuyo, takılmıyo! Acayip sinir bozucu! Çok acayip!) başladım denemelere. Ajansta kufax röportaja spot yazılcak falan diyene hemen başlıyom deneme çalışmalarına “spot mıpot fani, ben yazayım bi mani, sıkıştıkca gel bari!” töbeee! Eve geliyom olay devam ediyo. Kapının otomatiği bozuk tel açıyom evdekiler anahtarı balkondan atıyolar öle giriyom apartmana (anahtarı nie ısrarla evde unuttuğum kısmını atlıyoruz!) arıyorum temizlikçi çıkıyo tele “anahtarım yok gari, komşu duymasın hayat yani, atıver camdan be hadi, g.tüm dondu soğuk yani!” temizlikçi balkona koşuyo, aşşada Romeo gibi bekliyorum! Hafifden kafama doru atıveriyo anahtarı (dünki atışında kafama sert geldi die düşünüyo herhalde, hani 2. kez vurunca düzelir mantığı). Açıyorum kapıyı evdeyim, yüzüme bakıyo bön bön “gününüz nası geçti?” “gün dediğin geçe dura, ben bu gece yamula, bir fincan kahve olsa vallahi kalkarım amuda!” kadın komalık halde. “ee ben çıkıyım medem” diyiveriyo, sıvışıyo kapının arasından. Sinirliyim. Hemde nası! Amcaya böle yapmamışlardı ama tv, gazete, kamera falan! Hani lan?! Benden nie kaçıyo millet! Asap bozuk. Diyorum anlayışsızlar denk geldi. Hemen cep telefonumu alıyorum elime, rehberden bakınıyorum, beni anlıcağına kanaat getirdiğim bi arkadaşımı arıyorum(isim vermicem çünkü az sona biraz kabalaşabilirim!)
“alo?””alo dedim nazlı yare, yüreğim oldu o an pare, dudakları şekerpare, saçları sanki gökte hare!” “alo?””hay alo’na…!” kapıyorum sinir katsayım artmış! O derece! Giriyorum sıcak bi duşa. Kafamın içinde maniler dolaşıyo! Başaramıyomuyum kaygım yok! Asla! Anlaşılmıyorum diyorum kendi kendime! “başardım saysınlar bana ne, amca dedi ki bilale, söyleme her şeyi virane!” hehe nese ben kendimi geliştircem! Yeniliğe ve örenmeye açık bi şahsiyetim, hadi sevgili okur, yine öptüm galiba… iyi geceler efendim…şu maniyle bitirmek isterim yazımı;

yazı yazdım ne ola,
sanki bunlar duyula,
yaza yaza oldum makina,
yeter be kufax yat ula!
Hadi kalın sağlıcakla…

22 Ekim 2007 Pazartesi

O KADAR ÇOK RÜYA GÖRDÜM Kİ...

O kadar çok rüya gördüm ki anne
Hepinizi gördüm
Her şeyi
Ben sen bide onlar vardı
Zaten biz hep ben sen ve onlar yaşamadık mı?
Bugün uyandığımda azımda kan tadı vardı
20’lik dişim çıkarken kanamış
süt dişlerim hiç kanamazdı anne
büyümek böyle
böyle iğrenç bir tat bırakır ağzımda, nefesimde, soluğumda
dün gece çok rüya gördüm anne
konuşmadıklarımızı gördüm
konuşmaya zaman bulamadıklarımızı
karnım çok acıkmış dün gece
sen bana köfte kızartmışın
ekmeğimin arasında köftemle
yeni bir oyuna dahil olmak için parka gitmişim
beni hiç aralarına almazlardı anne
ben o yaştayken bile oynayamadım
yapacak çok şey yoktu annem
seninle büyüdüm
sen oyunlar oynamazdın
oyunsuz bitirdik bunca yılı zaten…
çok rüyalar gördüm annem
günüme karıştırdım rüyamı
yine bugüne mutsuz uyandım…
hadi anne
hadi uyuyalım
nasılsa oyunlarımız yok
nasılsa her gerçek rüya bize
anlatırım annem masalları ben
öderim borçlarımı
unutma bir insan aynı anda sadece bir masal anlatabilir….

20 Eylül 2007 Perşembe

İZMİR OTOGARI




yorum yapsam laflarıma acırım, buyrun...

15 Eylül 2007 Cumartesi

BEN TABELANIN KRALINI TUVAYLOTLARDA GÖRDÜM...


Kufaxi yolda yine, Kuşadası otogarında duruyoruz. Yolda durmak demek çiş etmek demektir benim için, hem yeni kültürlerin tuvaletlerini tanımak, görmek bilirsiniz bir tutku haline döndü bende. Bir yazı bayanlar tuvaletinin önünde “tuvalet ücreti 75 ykr’dur” normal! Adam fiyatı yazmış işini gördükten sonra itiraz eden olmasın diye. Hemen altında 2. bi yazı “el yüz yıkamak, traş olmak, elbise değiştirmek, mazeret değildir, giriş ücretlidir”. Buradan anlıyoruz ki tuvalete giren bi bayan çıktıktan sonra para ödemek istememiş ve “ben sadece traş oldum” demiş! Onlarda böyle bi ikaz koyma gereğinde bulunmuşlar! Bu ne kardeşim! Bayanlar tuvaletinde traş olanı mı bastınız? Nası? Ben anlamıyorum yetmiyo aklım! Güldüm geçtim ama geçerkende çekdim bi güzel ki sizlerle paylaşabileyim, Türkiye’de tuvalette traş olan kadınlardan haberdar olun diye!!! Cahil kalmayın sevgili okur! Cehalet kötü şey! Kadın dediğin en babasından sakal traşını olur, parasını da ödemez! Gerekirse diklenir tuvaletciye! Haaa! Şöle adam olun bak! Kadını erkeği yok bu işin traşşşş şart! Çünkü burası TÜRKİYE!

Not: Bayan Wc yazısını kareye sığdıramadım çünkü çekdiğim açıdan mümkün değildi. Arkamı duvara yaslayıp okuyabileceğiniz açıdan bu kadar olabildi. Ama kufaxi yemini size orası bayanlar tuvaletidir. Bknz Kuşadası otogarı.

ASANSÜÜÜÜR...VE AAAVAAA...


(Kufaxi yolda devam!) İstanbul Taksim’deyiz. Mekanın adını vermeyeceğim ama klasik Taksim barlarından birine içmeye gidiyoruz ki bu içişimizin alt yapısı yapılmış. Yani zaten kafamız yeterince iyi. AsansÜre bineceğiz kapıya da bi “asansüürcü” dikmişler (yüzyılın en gereksiz mesleği. Sanki o adam orada durmasa biz teknolojik zekamızla sosyal kültürümüzü birleştirip asansöre binemeyeceğiz! Hıh saçma!). Asansürün kapısında bir şey yazıyo ama 3’üncü hecelememden sonra anlayabiliyorum. “asansörün tavan yanlarında 26 adet hava deliği vardır” Ne hoş. Zaten ben 26 dan aşşa hava deliği olan asansörleri kullanmam sevgili okur. Bozar beni. 25 olsun merdiven kullanırım o derece hassasım bu konuda. Diyorum arkadaşlara durun çekicem fotoğrafını, dirseğimden ittiriyolar yürü ya işine falan diye. Yok imkanı çekerim ben engel de olunamaz bu isteğime yoksa o gece huysuzlanırım, kırarım milletin kalbini! Huyumu bildiklerinden bekliyolar oflaya poflaya ki çekeyim. Asasürcü(!) bakıyo anlam veremiyo. Ben hazırlıkdayım en yakın yere çanta bırakma, makineyi çıkarma ayarlama vs böle bi millet bayılmak üzere(alkolden!) bunu da belgeliyorum. Asansüüre biniyoruz ki herkezin kafa havada mır mır mır sesler geliyo.. bende merak ettim tabi bende başlıyorum..1,2,3,4,5,6,7…… 26’yı göremeden indik ama bi arbede yaşandı daracık asansürde! “çekil bi olum 17. senin olduğun tarafda kaldı heralde” “17 mi? Way p.zevenk ben 12’den sonrasını sayamadım!” Ah ah sayın okur! Bloğumda 26 hava deliği vardır ki bir gün kufaxi’ye takılırsanız boğulmayasınız diye… seviyorum sizi … öpüyorum candan şekilde!

TAbelaLAR VE KUfAXİ GEÇMİŞİ....

Sevgili Okur,

Yollar yaptım siz yokken, gezdim durdum, içtim durdum. Bir çok değişik yer gördüm bir çok değişik insanla konuştum. Şuna kanaat getirdim insanlar çeşit çeşit. İyi ki de öyle. Aynılıklar çok eğlencesiz olurdu…
Gelgelelim konuya. Tabelalara olan tutkumu bilirsiniz önceki sohbetlerimizden. Yanından fotoğraf makinesini ayırmayan bir insanım bir yerde bir tabela görürde çarpılırsam diye. Aslında önceleri bilemedim, gençlik, cahillik çok bi güzel tabelaları görüntüleme ve ölümsüzleştirme imkanı kaçırdım makinem olmadığından. Baktım ki olacak gibi değil! Birileri Türk’ün aklını fotoğraf kareleri ile ölümsüzleştirmeli! Artık yanımdadır hep fotoğraf makinem. Hep bi halkın paparazisi durumundayım. Hep bi kafam güzel!
Dönem eski, hayatımın adamı babam ile Anamur’dayız birde yanımda o dönem ki sıkı arkadaşım Duygu var. Babam sigara almaya gitti, bekliyoruz Duydu ile bi yerin önünde, çorbacı gibi bi yer. Kapıda çorbalar yazıyor: “mercimek, işkenbe, ezo gelin, kakdır”! Kakdır ne lan derken karar veriyoruz ki “kakdır” yöreye ait bir çorba çeşidi. Duyguyla azımız sulana sulana “kakdır” hayal ediyoruz. Kakdır öyle güzel bir çorba ki… oh ohhh! Bir içen taa Anamura kakdır için geliyo falan böle.. Hatta öyle hayal etmişiz ki kakdırın kokusu burnumuzda sevgili okur! Her yer buram buram kakdır kokuyo, karnımızın açlığı iyiden iyiye kendini hatırlatıyo!. Babam bilgili bi adamdı, avukattı kendisi, böyle 4-6 dk arası koca bi sayfa bulmacayı sömüren bir kişilikdi. Babam gelince babamın yüce bilgilerine güvenerek ve ağzımızın kenarından elimzin tersiyle akan suları silerek soruyoruz. “bağa kakdığ neğğğ” (ağızdan salyalar akarken bu kadar oluyo sevgili okur!) babam nerde yazıyo die soruyo gösteriyoruz ki babamda bi gülme zerk ediyo! Babam kendinden geçti! Biz dedik bu kakdır ne biçim bi çorbadır, dağ gibi adamı hoşaf etti! Meğerse kakdır oraya “itiniz” manasında yazılmış. Aslen “kakdırınız” yani. Ama adam çorbalarla aynı punto ve karakterde birde alt alta yazınca biz kakdır la ilgili baya bi salya salgıladık aç karna! Size kakdırın çorba isimleri ile olan ahengini belgelemek isterdim ama gençlik cahillik yok makinemiz yanımızda… Ah ahhh. Bak yine acıkdım, ben bi çorba içip dönücem….kalın sağlıcakla…

Not: Anamur’da bide köfteci McDullah vardı. Ağbi yaşıyosa selamlar buradan.

UÇANLAR VE AKLIMA KAÇANLAR...

Edremit de Turnedeyiz, oyuncu milleti değil mi otobüste sokakta hep bi içme derdinde(kendimi dahil etmedim bakınız çok disiplinliyimdir asla içmem oyun zamanı) Bir kuruyemişçide durduk büyükce bi kuruyemişçi, millet saldırıdı kuruyemişlere “dayı bu taze mi?” diyen dalıyo, dayınında bi sabrı var tabi. Ben daynının kendini kaybedip bir grup tiyatrocunun burnuna leblebi tıktığını görmemek için otobüse geri döndüm. Elim çenemde camdan bakıyorum. Umutsuzum bizim ekip yarım saatten önce dönmez. Bu umutsuzluğumda yüce rabbim yüzüme sırıttı, böle pis pis hemide! O ne o? Bir tabela! Allah! Uzmanlık alanım… (ama o dönem henüz ilgi alanım pozisyonunda!) Aynen şöyle “uçan kuşları sevenler derneği” Nası yani? Noooluyo? Uçmayan kaç tür kuş var? Bir penguenler var benim bildiğim! Bigün biri çıkıp “ulan şu g.t penguenlere kılız lan biz, dernek mi kursak? o ne öle siyah beyaz kıçımın penguenleri!” falan mı demiş. Nedir işin aslı? Üye olmak istiyorum! Hatta istiyorum istiyorum istiyorum! Ya da adamlar kuş sevenler diye bi dernek kurmuşta tüm sapıklar arayıp “kuşumu sev… hohhhh” falan mı demiş de bu kuşların alalade uçabilen kuşlar olduğunu açıklayabilmek için böyle bi “uçan “ diye belirtece ihtiyaç duymuşlar… Ben düşünürken kara kara otobüse bindi millet, bi hökürdemeler ağızlarından fındık fıstık püskürtüyolar, böle bi eğlence hali falan… Asabım bozuk sayın okur! Hayatımın en kötü turnesiydi… kuliste bile düşündüm! Uçan kuş…Uçan kuş…Uçaa…aaaa..ahaaaa…… Şimdi buldum!!!!

20 Temmuz 2007 Cuma

BEN HAYATIMDA BİR KEZ AŞIK OLDUM...


Ben hayatımda bir kez aşık oldum,
Kocaman kara gözlerim onun gözleridir,
Bakışlarım onun bakışları,
Dilimde ki hikayeler ondan bana kalanlardır,
Her güldüğüm insanda biraz aşkımın gülüşü vardır
Her yediğim yemekte, içtiğim her kadehte
Bir fasılda senin için dinlediğim "gücüme gidiyor böyle yaşamak" adlı parçadır hayat
Birtanecik aşkım benim...
Asla unutmayacağım seni,
Senin beni hiç unutmadığın gibi...


Babam'a..............

18 Temmuz 2007 Çarşamba

ölü şairlerin fısıltılarıdır

yazmak anlamsızdı, çünkü evrene hediye etmiştim cümlelerimi, değerini bilsin diye değil... nasıl kulağıma geliyorsa ölü şairlerin dizeleri, bir gün birinin kulaklarında uğuldasın diye....yazmadım sadece söyledim..yazanlar oldu söylediklerimi, yazmayışlarıma kızanlar... hiç kızmayın bana sözlerimi unutursanız, bir gün uğrar zihninize açılır kapıları dünyamın... seviyorum sizi... sevmeyin fark etmez...siz benim fısıldayacağım kulaklarsınız.... sağırlığınız engel olamaz duyulmama... susmanız ise anlatmama... seviyorum sizi...

9 Temmuz 2007 Pazartesi

hand-e made



~~Çizmek ruhu aydınlatır~~

3 Temmuz 2007 Salı

BİR GARİP MEMLEKET HİKAYELERİ!!!



Çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Cevap basit çok gezen çok okuyandır sanki…Okumayan bilemez başka diyarlarda ne tür güzellikler var, bilmediğini de merak etmez insan. Merak etmeyince de gezmez. Gel gelelim benim gezişlerimin okumalarla alakası yok..ki öyle olsaydı okuduğum şeylerle ilişkin olarak Meclise gitmem gerekirdi! Neyse bu sefer nereden olduğunu hatırlamadığım bir yerden dönüyorum, velhasıl yorgunluktan otobüsün boş olan arka 5’lisinde sızmışım! Bir sesler geliyor rüyamın içinde, ayıramıyorum gerçek mi? Birileri yerini bulamamış, tüm koltukların numarasına bakıyor. Kafama oturmasınlar diye uyanmak zorunda kaldım. Çişim gelmiş ama nasıl!(çok çok özür dilerim, zira çiş söylendikten sonra özür dilemesi gereken bir kelimedir!!) İyi ki insanlar kafama oturma girişiminde bulunmuş, 10 dk geç kalsalar oturacakları kuru bir koltukları olmayacaktı. Atıyorum otobüsten kendimi aşağı, muavine tembihliyorum “bekleyin emi güzel kardeşim?” Tuvalete koştum, bir tabela! “yukarı çıkmak ücrete tabidir!” sorasım geldi aşağı katta ücretsiz işenebilen bir yer var mı? Mecburum çıkacağım! Elimi cebime sokup şakır şukur cepten bozuk paraları saçarak tuvalete giriyorum. Giriyorum bir kabine bilakis rahatlamak üzereyim, kafamı kaldırıyorum ki o da neee! “Lüzumsuz çöpleri lütfen çöp sepetine atınız” Bir gülme zerk etti bende! Sevgili okur aman benden size tavsiye, küçük abdestinizi ederken kendinizi kaybedercesine höykürerek gülmeyiniz… Toparlanmamla cep telefonumu çıkarıp hemen olayı belgelemem bir oluyor. Çıkışta Yukarı çıkmak ücrete tabidir tabelasını da belgelemeye karar veriyorum. Lavobonun başında “musluğu çevir, su aksın elini sabunla “ gibisinden başka tabelalarda var ama zamanım yok otobüs kaçacak. Çıkışta ki tabelayı çekerken bir dayı geliyor yanıma.
- Niye çekiyonuz?”
- Komik!”
- Nesi komik?”
- Anlam bozukluğu var, hoşuma gitti, tam Türk işi çekiyorum”
- Hayır bir anlatırsan herkesler çekiyor da”
- Şimdi ağbicim, lüzumsuz çöp diye bir şey yoktur, çünkü lüzumlusu olmalı ki önce lüzumsuzu olsun! Çöp dediğin zaten lüzumsuz değimlidir?”
- Haaa, evet”
-E yani bak onu yazacağına şöyle yaz…-Lütfen …. ve … çöp kutusuna atınız” (özür dilerim sansürlemek durumunda kaldım ama hepinizin her yerde gördüğü tabelalar, ne olacağını tahmin edersiniz)
- Dooru valla, abla sağol. Geçen bi adama dedim ne çekiyon diye, sana ne dedi lavuk, bak böle anlatsa…
-Tamam güzel kardeşim ben geç kalıyorum sen tabelaları değiştir ben yetişim sana!”.

Otobüse koştum, hani çöp kamyonlarının kapısına asılan çöpçüler vardır ya…aynı o şekilde yakaladım otobüsü bir süre(ben kendimi toplayıp kafam dışında ki bedenimi içeri atıncaya kadar) öyle gittik.Muavine sordum “neresi burası?” diye, uyku sersemi indiğim yeri bilmiyorum, o kadar yani! Eskişehir otogarıymış, buradan tuvaletçi dayıya selamlarımı iletirim. Lüzumsuz çöpleri çöpe at dayı!

-------------------------------------------------------------------------------------
Bir kaçış! Kaç yaşındayız tam bilmiyorum. Sanırım 19 olmalı… 3 arkadaş Eskişehir’e kaçmışız. Yakın ya Ankara’ya o muhabbetten yoksa Eskişehir’de bir işimiz falan yok. Otobüs seyahatimiz hızlı bitti, indik Eskişehir otogarına. Hava ayaz… Yüzümüz yer yer mor ve kırmızı renklerden ebruli bir tablo gibi. Bindik bir belediye otobüsüne, gideceğimiz yerde belli değil, otobüste ki muavine sorduk nereye gidilir, dedi Kızılay merkezidir. Neyse Kızılay semtine geldiğimizi anladık ineceğiz, 3 kişi kaş göz ettik birbirimize, ben kapıya en yakınım iş bana düştü düğmeye basacağım. O da ne? Ne o ne? Ne diyor orada öyle? Bir yazı koymuşlar ama anlamıyorum! “Basacaklar tutamaktadır”. Nasıl yanı? Basacak ne Tutamak ne? Ve bundan bana ne? Demek bana lazım bir şey bu, buraya yazdıklarına göre! Bakıyorum etrafa arkadaşların kaş göz hareketleri serileşmiş, “hadi hadi” manasında tik olmaya el verişli bir şeyler yapıyorlar! Ama inemiyoruz, kafam karışık, otobüs gidiyor. En sonunda kırmız mı yoksa mavi kablomu benzeri ani bir risk alarak basıyorum önümde ki ilk düğmeye! Otobüs ani bir fren yapıyor ki o düğmeye 2. basışım burnumla oluyor! Allah… Arkadaşlar itiyor arkamdan, iniyoruz bilmediğimiz bir memleketin bilmediğimiz bir semtine… Soruyorlar “niye basmadın lan? “ “Neye?” “Düğmeye” “Düğme değil o basacak!” “Anam kafasını sert vurdu herhalde! Kufaxi kendine gel!” “Tutamak kafama çarptı ondan sanırım, şişmiş mi?”….
Porsuğun kenarında birer bira içiyoruz bir yerde… İçimden bütün gün tekrarlıyorum “Basacaklar tutamaktadır! Basacaklar tutamaktadır” Döndük Ankara’ya oryante olamadım, her otobüste tutamak aradım basacağa basıp ineyim! İnemediğim çok otobüs oldu sevgili okur, çok dolaştım Ankara’yı. Belli mi olur, belki size de uğramışımdır bir vakit… Off.. Tutamak pek sert çarpmıştı yaw! Off….

1 Temmuz 2007 Pazar

-AFFETSİN RÜYAM BENİ-

Bu sabah, aydınlandığında hava, biz seninle yeni uykuya dalacaktık... Hatta belki sen uyurken ben uyumayıp söylediklerini düşünecektim, verdiğimiz sözleri, söylenenlerin derinliğini...Açık pencereden tenine akan rüzgarı, hafifçe omuzuna dökülen güneşi... İzleyecektim ve uyumayacaktım... Uyanmanı bekleyecektim hevesle sen uyuyalı henüz 10 dakika olmuşken...
Hayaller iyiydi, istenilenler genelde hayaldi, olanlarsa hayal kırıklıkları... Sevgilim ben hayalleri bırakalı çok olmuşken hayal ettirdin bana olacakları... Hayaller olmazsa hayal kırıklıklarıda olmaz. Yapma bana bunu. Girme ruhuma ve tekrar hayal ettirme yaşamayı...Yaratma hayal kırıklıklarımı...
Bu yazının ömrü 2 saat ben uyuyacağım şimdi, saat sabah 11 olmuş, dalacağım uykuya... ve uyandığımda bugünden çalıp düne eklediğim güne, sileceğim yazdıklarımı...Çünkü onlar dünümde kalmış olacak. Dünler hayal kırıklığı sevgilim... Günler ise hayal...
Hadi bana bir kahve yap ben sigaramı yakayım ve ellerimin arasında ki başımın ağırlığıyla bir derin düşünceye dalayım... Şşşş! Sakın omzuma dokunmaktan daha fazlasını yapma...Konuşma... Dağıtma kafamı, toparlayalı 10 dakika olmuş dağıtma dünyamı...

Sevgilim bitsin dün artık, yarına uyanmak için çok geç kaldım, affetsin dünya beni...

Affetsin rüyam beni....

26 Haziran 2007 Salı

KİRLETTİM RUHUMU YALANDAN!

Acıdı ellerim boşluğu tutmaktan,
Kramp girmiş ruhuma
Batırdım iğnelerini çözülmedi…

Gece 12’sin aynı şarkıyı bin kere dinlediğim.
Hiç kurnaz olduğumuzu söyleme
Bilemedik bu sorunun cevabını
Bilmeden gidemem deme
Gitmek zamanı ruhuma yeni kramplar yaratmaya,
Git!

Bu gece bir film izlerim
Sende yarım paket sigara olursun dudaklarıma
Belki bir fincan kahve
Uykusuz sabahlarıma…

Dilime dolandın…
Yeni tekerlemeler uydurdum yine kurtulamadım…
40 derece var sıcaklığı beynimin
Şimdi döksem bir kadeh şarabı serinler mi?
Bitti şaraplarım haberin olsun…

Yakışmaz sana diye söyleyemedim
Yakışanı bana hep gizledim
Kirlettim kendimi
Şimdi temizlesem ruhum
Tuz ruhu kokmaz mı?

Bu gece söndürmem ışıkları
Gelirsen bilesin yaşadığımı
Şimdi bir avuç masalım ben ta Ege’den
Gel desen gelemem
Yalandan kirlettim kendimi…

.................................................................

12 Haziran 2007 Salı

ANNE ANLATTIKLARIM DOĞRU, HİSSETTİKLERİM, SEVDİKLERİM, NEFRET ETTİKLERİM....


anlattıklarım doğru anne
hiç yalan söylemedim sana
sadece sakladım anne
yoksa nasıl büyürdüm?
doğru anne anlattıklarım
her söylediğim aşk
her uykusuz gecem doğru
ilk esrarımın üstümde ki kokusunu aldığın gibi
doğru annem hayatı harcayışım
ve her seferinde kırmamak için okşadığın artık beyazlayan saçlarım
gerçek anne hepsi
babamın seni bir yerde kaybedişi gibi…
anne
kızdığım her an sana
burnuma süt kokusu gelir buz gibi Atatürk orman çiftliği şişesinde
parasızlıktan kırıldığımız anlar
içimin acısını sana hiç anlatmayışım ve biraz alkol kokusu
4. katta ki evimizin penceresinden bakışımız
şen kahkahalara karışan sokak seslerine
hiç kimse fark etmedi anne
biz senle perdenin arasından bakarken hiç kimse!..
seni terk ettiğim günü hatırlıyorum
bir sabahın 6’sında
koridora attığım ev anahtarıma bir daha ihtiyacım olmayacağını söylediğimde
yüzümdeki, o derin, o sert bakışa nasıl sindiğini
anne sen arkanı dönerken bir kapı sesi duydun ya
ben fellik fellik terketmişliğimle
gece kalacak yer araken
telefonumun sesiydin anne
seni bekliyorum diyen…
anne,
hayatı sırtından almaya çalışırken belimi incittim
senin kadar iyi değilim anne
ağır geldi yüklerin
senin tenin hep güzel anne
yanağında ki yaşlılık çukuruna dolar gülüşlerim
senin tenin hep aynı kokar
ve aynı sıcaklıktadır benim içim donarken
kırdıklarımı unut desem anne,
unuttun bile!
biliyorum ve seni bu yüzden çok seviyorum
..
anne
bir sabah 5 de ağlarken ben salon camında,
hayatımda ki ilk aldatılışımın acısını vururken sabaha
sen bana anlattın benzerlerini
anne sen o gün benle ağladın ya
hiç unutmam anne
o yüzden seni çok seviyorum…
annem!
o çok pahalı ayakkabıyı bana aldığın zaman
ben kendimi pamuk şekerime kavuşmuş gibi hissettim 7 yaşının kıvranışında
belki aramızda çok yaş vardı ama
sen benden küçük oldun anne
hep ilk benden duyuyormıuş gibi dinledin hayatı
anlatışımın heyecanı kaçmasın diye…
annem…
her beraber olduğum erkeğe güvendin
seçtiklerimi sevdin
annem kırıldıkların ve sakladıklarım için affet beni
sen affedersin annem
bilirim
o yüzden kırmızıdır elbisen
eteklerinde çiçekler yok bir masal kitabında ki gibi…
annem
ben seni ne gün kırdıysam sen son gün affet beni
sanki yarın henüz doğacakmışım gibi.....
-----------------------------------

5 Haziran 2007 Salı

BEN........

  • Ben düşük cümle kurmaya bayılırım! Düzgün kurarsam içim rahat etmez uykum kaçar, dellenirim!
  • Ben mükemmel birşey yapmaktan korkarım. Sonra ki yaptıklarım onun gölgesinde kalırsa iyi olsalar bile taktir edilmezler diye.
  • Ben beyaz peynirden tüm o beyaz masumiyetine rağmen hoşlanmam. Tadı yoğun gelir. Yememek için gayret gösteririm. Yemememin şımarıklık olarak algılanacağı mekanlarda çatalımla iyice ezdiğim beyaz peyniri azımda geveleyip bir kenara tükürmeyi tercih ederim!!!
  • Ben çizgili şeyleri karelilere tercih ederim.
  • Ben bana "deli" diyen çoğunluğa bazen kin duyarım sonra aksi gibi akıllı bulan azınlığa da sinir olurum!
  • Ben en çok ünlem kullanırım... Sanki pek bi derin gelir bana. Bence ünlem kelimelerin yankısıdır! dır! dır! dır! dır!
  • Ben isminde "ilk" veya "ben" olan insanlardan hoşlanmam. İlksen, Birsen, İlker, Birgül... hayatı boyunca "ilk" ve "bir" diye hitap edilmiş insanları ukala bulurum.. Topluma karışmakta zorlanırlar diye düşünürüm....
  • Ben 9 yıl oyunculuk yaptım, bu arada oyun yönettim, eğitmenlik yaptım bir ara bir oyun yazdım hiç cesaret edipte sahnelemeye yeltenemedim! İçimde patladı!
  • Ben başka hıyarlıklarda yaptım! Evet yaptım! Hı hı....
  • Ben bir hiper aktifim ve bunu hep inkar ederim...
  • Ben bir rüya tabiri caizcisiyim!
  • Ben sarı renkten hiç haz etmem..Mesela sarı kıyafet diye bişey olmamalı! Hatta sarı diye bişey olmamalı... Yine de illa olacaksa sarının en iyi olduğu yer papatyanın göbeğidir!
  • Ben hiçbirşey olamazsam "gibi" olurum! Adam olamazsam "adam gibi"olurum mesela...Bence gibilik önemli bir kavram...Tam olarak önemli olmasa da önemli gibi sanki...
  • Ben "kendinden yapışkalı notluk" tabirini ilk durduğumda çok bir şaşırdım. "post-it"i Türkçeleştirmişler, güzelde olmuş zira ben başkasından yapışkanlı notluktan hiç hazetmem! Notlukmuş! Hıh! Saçma!
  • Ben kendime kızmam. Kızacak şeyler yapmamaya çalışıyorum, yaptıysamda kızmamaya...
  • Ben, suçluluk duymam, çok gerekirse suçlu olurum!
  • Ben okuduğum kitapların %80'ini yarım bırakırım. Hemde sona çok yaklaşınca. Bence bir kitap için en iyi son benim hayal ettiğimdir...
  • Ben, sabahları sırf biraz daha uyuyabilmek için şirketi arayıp istifa etmiş insanım! "Sirel hanım ben istifa ediyorum!" "Kufaxi uyku sersemisin uyandığın zaman konuşalım" "Hee, peki!"....
  • Ben, "ne tür müzik dinlersin?" sorusuna "herşey dinlerim" diyen insandan hiç haz etmem! Ne diye herşey dinlenir ki? Hiç mi rahatsız etmez Ankaralı Turgut misal? Bence müzik kişinin kişiliğidir. Çok kişiliği olmaz bir insanın dimi? Dimi ama diiiimi?
  • Ben, dakik olamayan insanları sevmem, görüşmem. Kimsenin hayatımdan izinsizce zaman çalmasına katlanamam!
  • Ben, kişiyi ayakkabısından tanırım. Bence ayakkabı çok şey anlatır. Nasıl yaşar ne düşünür anlarsın ayakkabıdan.
  • Ben, Nutellamı evlatlık vermeye karar verdim. Hayır sahibi kişiler aramaktayım. Yalnız lütfen verdiğim ismi değiştirmeyin onu Rutella diye çağırın, Rutella niyetine yiyin.
  • Ben, hiper aktif olmasam mimar olurdum. Herkesin olmasa olacağı bişey vardır ya , mesela avukat olmasam doktor olurdum gibi falan.. işte bende hipekaktif olmasam mimar olurdum.. eed... bence olurdum hemde süper olurdum, en kalitelisinden .. hep....hıhhhh...
  • Ben, günde bir kaç kez "sanırım" lafını kullandığımı fark ettim, ulan bu kadar mı güvenmez bir insan kendine? "-Kufaxi, aç mısın? - Sanırım" "Kufaxi bu şarkıyı seviyomusun? - Sanırım" . şimdi kesin bişi söliyemem ki.. ben allahın garip bir kuluyum, fikirlerim değişebilir her an.. Doğru valla güvenmiyorum kendime! Yani sanırım güvenmiyorum...

    Not: Bir gün "ben" diye başlayan bir cümlemin ertesi gün tersini yazabilirim! Zira bu onun ben olmadığımdan değil, benin bir çok tezatı olduğundandır!..

1 Haziran 2007 Cuma

Döndüğünde

Üzülmeni istemedim deme bana,
Sana seni anlatırım
Gözyaşlarının tuzu güzeldir ve
Herkes sever acısının tadına dokunmayı.
Susayım biraz sen daha fazla karalamadan beni
Ola ki acırsa sözlerim küsebilir zihnim
ve asla satmaz bir biraya 2 kelimeyi bedenim
kırma sözlerimi acır onlar ...
Zihnimde sağa sola çarpan 24 saatini doldurmamış 3 günlük ölü kelebekler var....
Saldım iplerini git...
Döndüğünde bir ölü kadar affedilmiş olacaksın...
Git orada bekliyor olacağım seni...

31 Mayıs 2007 Perşembe

BEN TEYZELERİ 3'E AYIRIRIM!

Ben teyzeleri 2 ‘ye ayırırım. Bunlar otobüs teyzeleridir. Uzun süredir, yaklaşık 4 yıldır, tek kişilik koltuklarla otobüste seyahat etme lüksü çıktığından beri hiç yanıma başkasını oturtmadım.. Gel gelelim bu güzel otobüslerimiz küçük şehirlere gitmiyorlar. Bende işi gereği çok seyahat eden bir insanım. Bu Türkiye’min güzelim küçük yerlerinin bazılarına sadece “öz şengiller seyahat” ile gidebilmek mümkün. Bu seyahatlerimden birinde teyzeleri 2’ye ayırmaya karar verdim. Oturan teyzeler, konuşan teyzeler. Bir Zonguldak- Ereğli seyahatimde yanıma bir oturan teyze oturdu. Oturan teyzeler, isimlerinin aksine oldukça tehlikelidir! Doğru onlar sakince otururlar.. ama nereye? Sağ ya da sol bacağınızın bir kısmına (bu teyzenin hangi koltukta olduğuna göre değişir..ki bunlar genelde yola çıkmadan 2 ay önce bilet aldıkları için muhtemelen cam kenarında otururlar!) Bu sevgili Zonguldak istikametinde seyreden oturan teyze muhteşem sinir bozucuydu çünkü, sol bacağıma oturduğu yetmezmiş gibi birde eteğinin kırışma ihtimaline karşın şöööyle bir üstüme seri verdi eteğini… Ben çok tiksinirim kardeşim… bir kere giydiğim kıyafeti bile yıkamadan 2. kez giymezken, bir teyzenin eteğini giymek bana çok koyar. Velhasıl, teyzeye ve eteğine sinirliyim. Çok açım zaten, çalışmaktan tüm gün bir şey yiyememişim. Ben açken daha bir sinirli olurum, azımdan burnumdan köpükler saçarak bir 200 km dayandım, sonra host(otobüste çay ve büskiiivit veren abi) gelip önüme bir bardak çayla bir top kek koydu..Aman Allahım benim için süper, düşünsenize 200 km beklemişim ki geriye daha kaç yüz km var. Kekimi yedim(hala sinirliyim teyzeye tabi!) biraz gevşedim. Huzurluyum (bilhassa teyze 3 cm yana kaydı çayını içerken)… Ama o da ne! Hayır doymadım ben! Lanet olası 8 saattir sadece 1 top kek yedim. Muavini çağırdım, “pardon bir kek daha alabilmem mümkün mü acaba?” “ hayır” “efendim??” şoktayım tabi!. Cevap az ve öz “hayır!” Öz zartingen seyahat bana 2. bir keki vermiyor. O anda balonu uçmuş çocuklar gibi oldum boynum büklü verdi… Halbuki ben bu 2. keki isteyip istememeyi yaklaşık bir yarım saat düşünmüştüm. Acaba host ağabey benim arsız aç ve obur olduğumu düşünür mü? Oturan teyze içinden “oha beeee der mi!” ben hakikaten aç mıyım, yoksa gözüm mü aç? Ne gözü ya kaç saattir bir şey yemedim, göz mü kaldı, 2’li görüyorum zaten! Bu kadar düşünmüşüm (ki daha çok bir şeyler düşünmüştüm aklıma gelmiyor şimdi, hafif şuur kaybı içindeyim o an açlıktan) ve aldığım yanıta bak! “hayır” nasıl hayır! Niye hayır! Kaç liraysa veriyim.. çok açım ağabey… acı bana…O sırada oturan teyze devreye girdi… Sanki yüzünden nur saçılıyordu ve başında da bir hare belirdi gibi geldi bana ama dediğim gibi açım çok, halüsinasyon da olabilir! Huşu içinde bir sesle “ben yemiyorum yavrum benim kekimi yiyebilirsin”. Amanın teyzem benim, altın saçlı, deniz gözlü teyzem benim…(yalan söylüyorum oldukça çirkin ve bıyıklıydı ama yalan söylemekten başka şansım yok, açım!) O dakika teyzeyi affettim… ve teyze benim en iyi dostum oldu…onda bir ana sıcaklığı hissettim!!!!! (sadece 20 sn sürdü: elimi kaldırdım, keki teyzeden aldım, paketi açtım. Toplam 20 sn) ben bu olay sonrası teyzeleri 3’ e ayırmaya karar verdim..1. Oturan teyzeler, 2. konuşan teyzeler, 3. top kek teyzeler… Evet evet, bence teyzeler 3’e ayrılır ve ebedi tercihim top kek olanlardır….

28 Mayıs 2007 Pazartesi

N'OLUR?

Kokunu duymuşlar
Anlattılar bana, sesinin inceliğinde bir tutam aşk varmış
Merdivenin çıtırtısında kaldı kulaklarım,
Gidişini dinlerken dediklerini duyamadım.
Sakın kızma bana
Acımadı değil ama, acıyan her an için ölmemeye alıştım.
Sevgilim bu gece sensiz uyumanın değişik tadını aldım,
Bir yudum içki içtim üstüne
Kalmasın sensizliğin, dudağımda tadın
İzi kalmış vücudunun, yatağımın kırışık çarşafında
Yani her gece kıvrımların koynumda...
Sevgilim,
Sen giderken kal demeyi unuttum.
Kızma bana, hiç bilmediğim bir basamağında elleri titreyen bir öğrenciyim işleminde yaşamımın
Bu sabah en çok senin yattığın yanım ağrıyarak uyandım yokluğuna
tamam sevgilim bu sabah çayı ben koyarım,
İçine 2 şeker atarım,
Dudaklarına bulaşsın tadı yaşamımın.
Ayaklarını sürüyerek gözleri kapalı banyoya akışı vücudunun
Bana çay koyma zamanı olduğunu hatırlatır
Sen yorulma sevgilim
Bu sabah ben senin için çayı bin kere döker koyarım.
Sevgilim,
Sen giderken ben seni özlemişim,
Ben sana çok sarılmak istemişim,
Söylemeyi unutmuşum ne olur kızma bana
Saatin 12 oluşunu izlemekle meşguldüm,
Yeni bir dilek tutmak için,
Yine seni dilemek için.
içimin acısına, ıslatıp ekmek bastım
Annemin küçükken morluklarıma koyduğu gibi
Çok yanıyor canım,
Çok yanıyor acım...
Hiç ellemedim eşyalarını sevgilim
Bıraktığın gibiler
Bir tek "yüz havlun"u aldım yanıma
Hep çantamda
Tek elim çantamda geziyorum çalmasınlar diye
Biliyorsun sevgilim zaman kötü
Ve insanlar çalmakla meşgul birbirinin çantasından hayatını...
Hayatım,
Bugün bitmemiş bir yorugunlukla uyandım
Aynada gördüm yeşil gözlerimi
Bekleme eskisi gibi kara kara bakmamı
Nemlidir gözlerim
Yosunu tutumuş sensizliğin.
Sevgilim,
En son bir bakmıştınya tam kapıdan çıkarken
Ben o an bişey diyecektim
Dudaklarım çok kurumuş açıp iki kelime edemedim!
Sevgilim sen giderken ben dünyanın tüm nefesini içime çektim...
Geri dönme nolur,
İspatlama bana seni kaybedişimin gerçekliğini,
Değişen sen en son görmek istediğim...
Geri dönme nolur sevgilim...
Dönme nolur....?

~~DÜŞÜNCELİK~~



Bir sabah düşünerek uyandım, biraz geç uyanmışım, saat 10 du ve değişik bir Ağustosmuş, benim içinse dışarısı çok soğuktu... Ağzımda garip bir kan tadı vardı, annemin kokusunda...Ellerim sanki yüzyıllardır oynamamış gibiydi...buruşuk ve uyuşuk... Dizlerimin arkası sızladı gerindiğimde...Güneş ne parlak... Hava karmaşık...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bir 23.08.1983 sabahı düşünmeye başladım ve 9 ay sonra konuşmaya... O günden bugüne anlatıyorum...Çünkü o günden bugüne düşünüyorum... Bir gün çizmeye başladım...İlk ödülümü 6 yaşında aldım... Çünkü çöp adam çizmiyordum, ne bileyim o zaman çöp adam çizmeyene ödül verirler? Ödüllerimin arkasını kemirdiğim günleri hatırlıyorum!... Sonra yazmaya başladım, harfleri kavramamla beynimi saklamam aynı zamana denk geldi "Düşüncelik" çıktı ortaya... Sanırım sene 1996... O zaman yok bloglar... Elimde ki terden kenarı kıvrılmış, kahve rengi sayfalar...

Düşüncelik....
Düşündüklerimin hepsi incelik...