25 Aralık 2007 Salı

İSTANBUL'UN HEPİNİZE SELAMI VAR

Gittiğim yerlerden dönünce hep yazarım bişeyler, huy oldu. Bu kez çok yoruldum. Kafamı toparlayıp güzel bi metin yazamıcam ama kısa notlar bırakabilirim yazı haline getirmeniz için.

İşte, İstanbul'dan notlar;

*Bayram tatilinden faydalanıp çekim için İstanbul’a gidildi.
*Az para ile yola çıktık. Ayarlayamadık işte!
*Tren yolculuğu ile gidildi. Aral öğrenci bileti aldı, ben öğrenci olmadığımdan ceza kesitler. Tez zamanda Aral dövülecek.
*Para az gitsin diye (biraya daha çok finansman sağlayabilmek amaçlı) ekmek arası bişiler yaptım. Aral “kaşarlar ince olmuş” dedi. Kaşarları bir bir çıkarıp Aral’ın burnuna sokmak istedim ama günah! Onu bulamayanlarda var (ki son gün bizde o bulamayanlar arasına katıldık!).
*Trende bira içmek güzel. Restoran iyi, vagonlar kötü! Huzur evi gezi kulübü gibi bi vagona denk geldik! Yaş ortalaması 80’di (Gerçi tam uyuduğum sırada adamın biri kalkıp “çocuğunuz çiçeğimi yemiş, ben bunu anneme almıştım” diye bağırdı, olay yarattı! Tam olarak o çocuğu göremesem de bi manyak yavrucak vardı demek arada!).
*Aral’ın bacakları çevre koltukları dürtmüş(adam 1.96). Önce teyze ve amcalar bizi azarladı, sonra şevkat duyup “şimdiki gençler uzun, sığmıyo bi yere” dedi. Ben bu lafa sevindim. Bi ara dövcekler sandım, ancak bu cümle ile rahatladım.
*Çekimler bitti. Bir daha bu proje için çekim yok. Gönlüm rahat, olay güzel.
* Bana bişey ısmarlayan olduğunda asla hayır demedim!!!
*Tuzlaya gittim İsmail ve Onur’u ziyaret ettim(Piyade okuluna gittim). Bir sürü asker vardı. Çok korktum!
*Tuzlaya giderken, gözlerim rüzgardan şıpır şıpır akıyo diye, deniz gözlüğü taktım(rüzgar önlemek için) kafama da stüdyo monitör kulaklığı taktım (3 metre kablosu var, dj kulaklığı işte), kulaklarımı çok sıcak tuttu. Tuzlaya hiç gitmediğimden yolda bi amcaya yol sordum, tipimi beğenmedi muhatap olmadı! Çok yürümek zorunda kaldım.
*Süreyya bana bir çizim kalemi almış. Çok mutlu oldum. Ankara’ya dönünce 2 aydır ara verdiğim çizimlere ağzımın suyu aka aka tekrar başladım.
*Görgüsüz Aral gece gece deniz kenarına gitmek istedi. Gittiğimizde göreceğimiz tek şeyin siyah bi boşluk olduğunu anlatamadım! Kendini Akdeniz’de sandı zavallım. Gece’nin bi saati gittik, siyah boşluğa baktık, mavi bi Ege hayal ettik. Üşüdük. Yürüdük. Midye tava yedik.
* Paramız bitti (Hala da yok! Hani şu burun deliği kadar olan 50 kuruşlar var ya yemin ederim ondan bile yok!)
*Son gün açlıktan ölmemek için Aral’ın teyzesine gittik, akşam yemeği yedik. Kavurma vardı. Pilav vardı. Süper bişiler vardı. Çok doyduk iyi oldu.
*Trende yer yoktu, otobüsle döndük. Bindik-indik! Arasında ki zamanda ben uyudum, Aral ne yaptı bi fikrim yok.
*Cebimde 20.700 vardı(yeni para ile nasıl yazılır bilmiyorum, eski para ile 20 milyon 700). Taxiye ayırmıştım. Taxici hepsini aldı elimden! Daha da 1.500 eksik çıktı. Kapını önünde bekçiyi gördüm, Allah razı olsun 1,500 verip beni taxi’cinin elinden kurtardı.
*Eve geldim, üstümü değiştirdim, ajansa gittim. Çok çalıştım.

---Bitti---

1 yorum:

Adsız dedi ki...

evet benim
ordaydım
yaşadım
hakikaten öyleydi
çok hoştu
kufax'la tatil kıt kaanaatti ama eğlenceliydi.
nolur diye dusunmedim
gittim gördüm
ARA'larda kaldık
gayette siyahtı hem gündüzü hem gecesi
ama görgüsüzlüğüm olan DENİZ bana öyle güzel görünüyodu ki görünmemesine ragmen; kokusu bile unutturuyodu herşeyi...
seni öperim bi çok bi çok
unutma deniz karanlıktı ama yanlardan görünüyodu:))))))
muckssssss ARAL