31 Mayıs 2007 Perşembe
BEN TEYZELERİ 3'E AYIRIRIM!
Ben teyzeleri 2 ‘ye ayırırım. Bunlar otobüs teyzeleridir. Uzun süredir, yaklaşık 4 yıldır, tek kişilik koltuklarla otobüste seyahat etme lüksü çıktığından beri hiç yanıma başkasını oturtmadım.. Gel gelelim bu güzel otobüslerimiz küçük şehirlere gitmiyorlar. Bende işi gereği çok seyahat eden bir insanım. Bu Türkiye’min güzelim küçük yerlerinin bazılarına sadece “öz şengiller seyahat” ile gidebilmek mümkün. Bu seyahatlerimden birinde teyzeleri 2’ye ayırmaya karar verdim. Oturan teyzeler, konuşan teyzeler. Bir Zonguldak- Ereğli seyahatimde yanıma bir oturan teyze oturdu. Oturan teyzeler, isimlerinin aksine oldukça tehlikelidir! Doğru onlar sakince otururlar.. ama nereye? Sağ ya da sol bacağınızın bir kısmına (bu teyzenin hangi koltukta olduğuna göre değişir..ki bunlar genelde yola çıkmadan 2 ay önce bilet aldıkları için muhtemelen cam kenarında otururlar!) Bu sevgili Zonguldak istikametinde seyreden oturan teyze muhteşem sinir bozucuydu çünkü, sol bacağıma oturduğu yetmezmiş gibi birde eteğinin kırışma ihtimaline karşın şöööyle bir üstüme seri verdi eteğini… Ben çok tiksinirim kardeşim… bir kere giydiğim kıyafeti bile yıkamadan 2. kez giymezken, bir teyzenin eteğini giymek bana çok koyar. Velhasıl, teyzeye ve eteğine sinirliyim. Çok açım zaten, çalışmaktan tüm gün bir şey yiyememişim. Ben açken daha bir sinirli olurum, azımdan burnumdan köpükler saçarak bir 200 km dayandım, sonra host(otobüste çay ve büskiiivit veren abi) gelip önüme bir bardak çayla bir top kek koydu..Aman Allahım benim için süper, düşünsenize 200 km beklemişim ki geriye daha kaç yüz km var. Kekimi yedim(hala sinirliyim teyzeye tabi!) biraz gevşedim. Huzurluyum (bilhassa teyze 3 cm yana kaydı çayını içerken)… Ama o da ne! Hayır doymadım ben! Lanet olası 8 saattir sadece 1 top kek yedim. Muavini çağırdım, “pardon bir kek daha alabilmem mümkün mü acaba?” “ hayır” “efendim??” şoktayım tabi!. Cevap az ve öz “hayır!” Öz zartingen seyahat bana 2. bir keki vermiyor. O anda balonu uçmuş çocuklar gibi oldum boynum büklü verdi… Halbuki ben bu 2. keki isteyip istememeyi yaklaşık bir yarım saat düşünmüştüm. Acaba host ağabey benim arsız aç ve obur olduğumu düşünür mü? Oturan teyze içinden “oha beeee der mi!” ben hakikaten aç mıyım, yoksa gözüm mü aç? Ne gözü ya kaç saattir bir şey yemedim, göz mü kaldı, 2’li görüyorum zaten! Bu kadar düşünmüşüm (ki daha çok bir şeyler düşünmüştüm aklıma gelmiyor şimdi, hafif şuur kaybı içindeyim o an açlıktan) ve aldığım yanıta bak! “hayır” nasıl hayır! Niye hayır! Kaç liraysa veriyim.. çok açım ağabey… acı bana…O sırada oturan teyze devreye girdi… Sanki yüzünden nur saçılıyordu ve başında da bir hare belirdi gibi geldi bana ama dediğim gibi açım çok, halüsinasyon da olabilir! Huşu içinde bir sesle “ben yemiyorum yavrum benim kekimi yiyebilirsin”. Amanın teyzem benim, altın saçlı, deniz gözlü teyzem benim…(yalan söylüyorum oldukça çirkin ve bıyıklıydı ama yalan söylemekten başka şansım yok, açım!) O dakika teyzeyi affettim… ve teyze benim en iyi dostum oldu…onda bir ana sıcaklığı hissettim!!!!! (sadece 20 sn sürdü: elimi kaldırdım, keki teyzeden aldım, paketi açtım. Toplam 20 sn) ben bu olay sonrası teyzeleri 3’ e ayırmaya karar verdim..1. Oturan teyzeler, 2. konuşan teyzeler, 3. top kek teyzeler… Evet evet, bence teyzeler 3’e ayrılır ve ebedi tercihim top kek olanlardır….
28 Mayıs 2007 Pazartesi
N'OLUR?
Kokunu duymuşlar
Anlattılar bana, sesinin inceliğinde bir tutam aşk varmış
Merdivenin çıtırtısında kaldı kulaklarım,
Gidişini dinlerken dediklerini duyamadım.
Sakın kızma bana
Acımadı değil ama, acıyan her an için ölmemeye alıştım.
Sevgilim bu gece sensiz uyumanın değişik tadını aldım,
Bir yudum içki içtim üstüne
Kalmasın sensizliğin, dudağımda tadın
İzi kalmış vücudunun, yatağımın kırışık çarşafında
Yani her gece kıvrımların koynumda...
Sevgilim,
Sen giderken kal demeyi unuttum.
Kızma bana, hiç bilmediğim bir basamağında elleri titreyen bir öğrenciyim işleminde yaşamımın
Bu sabah en çok senin yattığın yanım ağrıyarak uyandım yokluğuna
tamam sevgilim bu sabah çayı ben koyarım,
İçine 2 şeker atarım,
Dudaklarına bulaşsın tadı yaşamımın.
Ayaklarını sürüyerek gözleri kapalı banyoya akışı vücudunun
Bana çay koyma zamanı olduğunu hatırlatır
Sen yorulma sevgilim
Bu sabah ben senin için çayı bin kere döker koyarım.
Sevgilim,
Sen giderken ben seni özlemişim,
Ben sana çok sarılmak istemişim,
Söylemeyi unutmuşum ne olur kızma bana
Saatin 12 oluşunu izlemekle meşguldüm,
Yeni bir dilek tutmak için,
Yine seni dilemek için.
içimin acısına, ıslatıp ekmek bastım
Annemin küçükken morluklarıma koyduğu gibi
Çok yanıyor canım,
Çok yanıyor acım...
Hiç ellemedim eşyalarını sevgilim
Bıraktığın gibiler
Bir tek "yüz havlun"u aldım yanıma
Hep çantamda
Tek elim çantamda geziyorum çalmasınlar diye
Biliyorsun sevgilim zaman kötü
Ve insanlar çalmakla meşgul birbirinin çantasından hayatını...
Hayatım,
Bugün bitmemiş bir yorugunlukla uyandım
Aynada gördüm yeşil gözlerimi
Bekleme eskisi gibi kara kara bakmamı
Nemlidir gözlerim
Yosunu tutumuş sensizliğin.
Sevgilim,
En son bir bakmıştınya tam kapıdan çıkarken
Ben o an bişey diyecektim
Dudaklarım çok kurumuş açıp iki kelime edemedim!
Sevgilim sen giderken ben dünyanın tüm nefesini içime çektim...
Geri dönme nolur,
İspatlama bana seni kaybedişimin gerçekliğini,
Değişen sen en son görmek istediğim...
Geri dönme nolur sevgilim...
Dönme nolur....?
Anlattılar bana, sesinin inceliğinde bir tutam aşk varmış
Merdivenin çıtırtısında kaldı kulaklarım,
Gidişini dinlerken dediklerini duyamadım.
Sakın kızma bana
Acımadı değil ama, acıyan her an için ölmemeye alıştım.
Sevgilim bu gece sensiz uyumanın değişik tadını aldım,
Bir yudum içki içtim üstüne
Kalmasın sensizliğin, dudağımda tadın
İzi kalmış vücudunun, yatağımın kırışık çarşafında
Yani her gece kıvrımların koynumda...
Sevgilim,
Sen giderken kal demeyi unuttum.
Kızma bana, hiç bilmediğim bir basamağında elleri titreyen bir öğrenciyim işleminde yaşamımın
Bu sabah en çok senin yattığın yanım ağrıyarak uyandım yokluğuna
tamam sevgilim bu sabah çayı ben koyarım,
İçine 2 şeker atarım,
Dudaklarına bulaşsın tadı yaşamımın.
Ayaklarını sürüyerek gözleri kapalı banyoya akışı vücudunun
Bana çay koyma zamanı olduğunu hatırlatır
Sen yorulma sevgilim
Bu sabah ben senin için çayı bin kere döker koyarım.
Sevgilim,
Sen giderken ben seni özlemişim,
Ben sana çok sarılmak istemişim,
Söylemeyi unutmuşum ne olur kızma bana
Saatin 12 oluşunu izlemekle meşguldüm,
Yeni bir dilek tutmak için,
Yine seni dilemek için.
içimin acısına, ıslatıp ekmek bastım
Annemin küçükken morluklarıma koyduğu gibi
Çok yanıyor canım,
Çok yanıyor acım...
Hiç ellemedim eşyalarını sevgilim
Bıraktığın gibiler
Bir tek "yüz havlun"u aldım yanıma
Hep çantamda
Tek elim çantamda geziyorum çalmasınlar diye
Biliyorsun sevgilim zaman kötü
Ve insanlar çalmakla meşgul birbirinin çantasından hayatını...
Hayatım,
Bugün bitmemiş bir yorugunlukla uyandım
Aynada gördüm yeşil gözlerimi
Bekleme eskisi gibi kara kara bakmamı
Nemlidir gözlerim
Yosunu tutumuş sensizliğin.
Sevgilim,
En son bir bakmıştınya tam kapıdan çıkarken
Ben o an bişey diyecektim
Dudaklarım çok kurumuş açıp iki kelime edemedim!
Sevgilim sen giderken ben dünyanın tüm nefesini içime çektim...
Geri dönme nolur,
İspatlama bana seni kaybedişimin gerçekliğini,
Değişen sen en son görmek istediğim...
Geri dönme nolur sevgilim...
Dönme nolur....?
~~DÜŞÜNCELİK~~

Bir sabah düşünerek uyandım, biraz geç uyanmışım, saat 10 du ve değişik bir Ağustosmuş, benim içinse dışarısı çok soğuktu... Ağzımda garip bir kan tadı vardı, annemin kokusunda...Ellerim sanki yüzyıllardır oynamamış gibiydi...buruşuk ve uyuşuk... Dizlerimin arkası sızladı gerindiğimde...Güneş ne parlak... Hava karmaşık...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bir 23.08.1983 sabahı düşünmeye başladım ve 9 ay sonra konuşmaya... O günden bugüne anlatıyorum...Çünkü o günden bugüne düşünüyorum... Bir gün çizmeye başladım...İlk ödülümü 6 yaşında aldım... Çünkü çöp adam çizmiyordum, ne bileyim o zaman çöp adam çizmeyene ödül verirler? Ödüllerimin arkasını kemirdiğim günleri hatırlıyorum!... Sonra yazmaya başladım, harfleri kavramamla beynimi saklamam aynı zamana denk geldi "Düşüncelik" çıktı ortaya... Sanırım sene 1996... O zaman yok bloglar... Elimde ki terden kenarı kıvrılmış, kahve rengi sayfalar...
Düşüncelik....
Düşündüklerimin hepsi incelik...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
