20 Temmuz 2007 Cuma

BEN HAYATIMDA BİR KEZ AŞIK OLDUM...


Ben hayatımda bir kez aşık oldum,
Kocaman kara gözlerim onun gözleridir,
Bakışlarım onun bakışları,
Dilimde ki hikayeler ondan bana kalanlardır,
Her güldüğüm insanda biraz aşkımın gülüşü vardır
Her yediğim yemekte, içtiğim her kadehte
Bir fasılda senin için dinlediğim "gücüme gidiyor böyle yaşamak" adlı parçadır hayat
Birtanecik aşkım benim...
Asla unutmayacağım seni,
Senin beni hiç unutmadığın gibi...


Babam'a..............

18 Temmuz 2007 Çarşamba

ölü şairlerin fısıltılarıdır

yazmak anlamsızdı, çünkü evrene hediye etmiştim cümlelerimi, değerini bilsin diye değil... nasıl kulağıma geliyorsa ölü şairlerin dizeleri, bir gün birinin kulaklarında uğuldasın diye....yazmadım sadece söyledim..yazanlar oldu söylediklerimi, yazmayışlarıma kızanlar... hiç kızmayın bana sözlerimi unutursanız, bir gün uğrar zihninize açılır kapıları dünyamın... seviyorum sizi... sevmeyin fark etmez...siz benim fısıldayacağım kulaklarsınız.... sağırlığınız engel olamaz duyulmama... susmanız ise anlatmama... seviyorum sizi...

9 Temmuz 2007 Pazartesi

hand-e made



~~Çizmek ruhu aydınlatır~~

3 Temmuz 2007 Salı

BİR GARİP MEMLEKET HİKAYELERİ!!!



Çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Cevap basit çok gezen çok okuyandır sanki…Okumayan bilemez başka diyarlarda ne tür güzellikler var, bilmediğini de merak etmez insan. Merak etmeyince de gezmez. Gel gelelim benim gezişlerimin okumalarla alakası yok..ki öyle olsaydı okuduğum şeylerle ilişkin olarak Meclise gitmem gerekirdi! Neyse bu sefer nereden olduğunu hatırlamadığım bir yerden dönüyorum, velhasıl yorgunluktan otobüsün boş olan arka 5’lisinde sızmışım! Bir sesler geliyor rüyamın içinde, ayıramıyorum gerçek mi? Birileri yerini bulamamış, tüm koltukların numarasına bakıyor. Kafama oturmasınlar diye uyanmak zorunda kaldım. Çişim gelmiş ama nasıl!(çok çok özür dilerim, zira çiş söylendikten sonra özür dilemesi gereken bir kelimedir!!) İyi ki insanlar kafama oturma girişiminde bulunmuş, 10 dk geç kalsalar oturacakları kuru bir koltukları olmayacaktı. Atıyorum otobüsten kendimi aşağı, muavine tembihliyorum “bekleyin emi güzel kardeşim?” Tuvalete koştum, bir tabela! “yukarı çıkmak ücrete tabidir!” sorasım geldi aşağı katta ücretsiz işenebilen bir yer var mı? Mecburum çıkacağım! Elimi cebime sokup şakır şukur cepten bozuk paraları saçarak tuvalete giriyorum. Giriyorum bir kabine bilakis rahatlamak üzereyim, kafamı kaldırıyorum ki o da neee! “Lüzumsuz çöpleri lütfen çöp sepetine atınız” Bir gülme zerk etti bende! Sevgili okur aman benden size tavsiye, küçük abdestinizi ederken kendinizi kaybedercesine höykürerek gülmeyiniz… Toparlanmamla cep telefonumu çıkarıp hemen olayı belgelemem bir oluyor. Çıkışta Yukarı çıkmak ücrete tabidir tabelasını da belgelemeye karar veriyorum. Lavobonun başında “musluğu çevir, su aksın elini sabunla “ gibisinden başka tabelalarda var ama zamanım yok otobüs kaçacak. Çıkışta ki tabelayı çekerken bir dayı geliyor yanıma.
- Niye çekiyonuz?”
- Komik!”
- Nesi komik?”
- Anlam bozukluğu var, hoşuma gitti, tam Türk işi çekiyorum”
- Hayır bir anlatırsan herkesler çekiyor da”
- Şimdi ağbicim, lüzumsuz çöp diye bir şey yoktur, çünkü lüzumlusu olmalı ki önce lüzumsuzu olsun! Çöp dediğin zaten lüzumsuz değimlidir?”
- Haaa, evet”
-E yani bak onu yazacağına şöyle yaz…-Lütfen …. ve … çöp kutusuna atınız” (özür dilerim sansürlemek durumunda kaldım ama hepinizin her yerde gördüğü tabelalar, ne olacağını tahmin edersiniz)
- Dooru valla, abla sağol. Geçen bi adama dedim ne çekiyon diye, sana ne dedi lavuk, bak böle anlatsa…
-Tamam güzel kardeşim ben geç kalıyorum sen tabelaları değiştir ben yetişim sana!”.

Otobüse koştum, hani çöp kamyonlarının kapısına asılan çöpçüler vardır ya…aynı o şekilde yakaladım otobüsü bir süre(ben kendimi toplayıp kafam dışında ki bedenimi içeri atıncaya kadar) öyle gittik.Muavine sordum “neresi burası?” diye, uyku sersemi indiğim yeri bilmiyorum, o kadar yani! Eskişehir otogarıymış, buradan tuvaletçi dayıya selamlarımı iletirim. Lüzumsuz çöpleri çöpe at dayı!

-------------------------------------------------------------------------------------
Bir kaçış! Kaç yaşındayız tam bilmiyorum. Sanırım 19 olmalı… 3 arkadaş Eskişehir’e kaçmışız. Yakın ya Ankara’ya o muhabbetten yoksa Eskişehir’de bir işimiz falan yok. Otobüs seyahatimiz hızlı bitti, indik Eskişehir otogarına. Hava ayaz… Yüzümüz yer yer mor ve kırmızı renklerden ebruli bir tablo gibi. Bindik bir belediye otobüsüne, gideceğimiz yerde belli değil, otobüste ki muavine sorduk nereye gidilir, dedi Kızılay merkezidir. Neyse Kızılay semtine geldiğimizi anladık ineceğiz, 3 kişi kaş göz ettik birbirimize, ben kapıya en yakınım iş bana düştü düğmeye basacağım. O da ne? Ne o ne? Ne diyor orada öyle? Bir yazı koymuşlar ama anlamıyorum! “Basacaklar tutamaktadır”. Nasıl yanı? Basacak ne Tutamak ne? Ve bundan bana ne? Demek bana lazım bir şey bu, buraya yazdıklarına göre! Bakıyorum etrafa arkadaşların kaş göz hareketleri serileşmiş, “hadi hadi” manasında tik olmaya el verişli bir şeyler yapıyorlar! Ama inemiyoruz, kafam karışık, otobüs gidiyor. En sonunda kırmız mı yoksa mavi kablomu benzeri ani bir risk alarak basıyorum önümde ki ilk düğmeye! Otobüs ani bir fren yapıyor ki o düğmeye 2. basışım burnumla oluyor! Allah… Arkadaşlar itiyor arkamdan, iniyoruz bilmediğimiz bir memleketin bilmediğimiz bir semtine… Soruyorlar “niye basmadın lan? “ “Neye?” “Düğmeye” “Düğme değil o basacak!” “Anam kafasını sert vurdu herhalde! Kufaxi kendine gel!” “Tutamak kafama çarptı ondan sanırım, şişmiş mi?”….
Porsuğun kenarında birer bira içiyoruz bir yerde… İçimden bütün gün tekrarlıyorum “Basacaklar tutamaktadır! Basacaklar tutamaktadır” Döndük Ankara’ya oryante olamadım, her otobüste tutamak aradım basacağa basıp ineyim! İnemediğim çok otobüs oldu sevgili okur, çok dolaştım Ankara’yı. Belli mi olur, belki size de uğramışımdır bir vakit… Off.. Tutamak pek sert çarpmıştı yaw! Off….

1 Temmuz 2007 Pazar

-AFFETSİN RÜYAM BENİ-

Bu sabah, aydınlandığında hava, biz seninle yeni uykuya dalacaktık... Hatta belki sen uyurken ben uyumayıp söylediklerini düşünecektim, verdiğimiz sözleri, söylenenlerin derinliğini...Açık pencereden tenine akan rüzgarı, hafifçe omuzuna dökülen güneşi... İzleyecektim ve uyumayacaktım... Uyanmanı bekleyecektim hevesle sen uyuyalı henüz 10 dakika olmuşken...
Hayaller iyiydi, istenilenler genelde hayaldi, olanlarsa hayal kırıklıkları... Sevgilim ben hayalleri bırakalı çok olmuşken hayal ettirdin bana olacakları... Hayaller olmazsa hayal kırıklıklarıda olmaz. Yapma bana bunu. Girme ruhuma ve tekrar hayal ettirme yaşamayı...Yaratma hayal kırıklıklarımı...
Bu yazının ömrü 2 saat ben uyuyacağım şimdi, saat sabah 11 olmuş, dalacağım uykuya... ve uyandığımda bugünden çalıp düne eklediğim güne, sileceğim yazdıklarımı...Çünkü onlar dünümde kalmış olacak. Dünler hayal kırıklığı sevgilim... Günler ise hayal...
Hadi bana bir kahve yap ben sigaramı yakayım ve ellerimin arasında ki başımın ağırlığıyla bir derin düşünceye dalayım... Şşşş! Sakın omzuma dokunmaktan daha fazlasını yapma...Konuşma... Dağıtma kafamı, toparlayalı 10 dakika olmuş dağıtma dünyamı...

Sevgilim bitsin dün artık, yarına uyanmak için çok geç kaldım, affetsin dünya beni...

Affetsin rüyam beni....