Yeni yıl kutlama adetim yoktur. Hoş.. benim herhangi bir şey kutlama adetim yoktur. Aksine insanların o sapkın hallerini (kafalarında şapka, ağızlarında düdük vs) görmemek için 12 olmadan yatarım ben. Bir de yeni yıla nasıl girersen öyle geçer derler ya… uyuyarak girmeye çalışırım ki bütün yıl yatayım! Oh mis gibi sıcacık!
Tabi ki bu bir bakış açısı. Burada size kutlamamanın doğru olduğunu savunmayacağım. Ama mantıksızlığından bahsetmeme izin verin lütfen!
Düşünelim… 875749089650344823236456738 tane ay olamayacağına göre, bir yerden sonra mevcut aylar tekrar etmeli ve biz bu tekrarı kaçıncı kez yaşadığımızı bilmek için bu 12 şerli ay gruplarını numaralandırmalıyız! Hikaye bu! Bitti. Her şey net. 12 ay bitti baştan başlıyoruz saymaya. İyi de niye kutlayım ben bunu? Faydası ne? Hayır uyanıyorum hayat yine benim hayatım, aynı değişen yok! Hani 1 Ocak da uyansam bir baksam Holywood’dayım… ok! Anlarım yani, hatta bir sonra ki yıl başı kutlamalarında kına bile kullanabilirim! Ama yok yani.. değişen yok. Bu nedenlerden yeni yıl kutlamaları dahil bir çok kutlamaya karşıyım. Buna doğum günleri de dahil. Bırakın yahu! Doğalı kaç yıl olmuş, artık yapacak bir şey yok! Ha beni çok seviyorsanız ve bunun mutluluğunu yaşamak istiyorsanız annemi kutlayınız! Emin olun doğumumda benim bir çabam yok! Hatta fikrim bile yoktu! Bilsem tercih etmezdim. Bu anlamda özel günmüş vs.miş rahat bırakın, bünyemi zorlamayınız. Yarın evdeyim sevgili okur. Bildiğiniz gibi işten çıkacağım eve geleceğim yemek yiyip kahvemi içeceğim. Size iyi bıcırdamalar sevgili okurcuğum! Ama çok ses etmeyin gece uykumu iyi alamazsan yeni yılı sinirli geçirebilirim…
Yeni yılınız göbek atmakla geçsin, öpüyorum sizi…
30 Aralık 2007 Pazar
25 Aralık 2007 Salı
İSTANBUL'UN HEPİNİZE SELAMI VAR
Gittiğim yerlerden dönünce hep yazarım bişeyler, huy oldu. Bu kez çok yoruldum. Kafamı toparlayıp güzel bi metin yazamıcam ama kısa notlar bırakabilirim yazı haline getirmeniz için.
İşte, İstanbul'dan notlar;
*Bayram tatilinden faydalanıp çekim için İstanbul’a gidildi.
*Az para ile yola çıktık. Ayarlayamadık işte!
*Tren yolculuğu ile gidildi. Aral öğrenci bileti aldı, ben öğrenci olmadığımdan ceza kesitler. Tez zamanda Aral dövülecek.
*Para az gitsin diye (biraya daha çok finansman sağlayabilmek amaçlı) ekmek arası bişiler yaptım. Aral “kaşarlar ince olmuş” dedi. Kaşarları bir bir çıkarıp Aral’ın burnuna sokmak istedim ama günah! Onu bulamayanlarda var (ki son gün bizde o bulamayanlar arasına katıldık!).
*Trende bira içmek güzel. Restoran iyi, vagonlar kötü! Huzur evi gezi kulübü gibi bi vagona denk geldik! Yaş ortalaması 80’di (Gerçi tam uyuduğum sırada adamın biri kalkıp “çocuğunuz çiçeğimi yemiş, ben bunu anneme almıştım” diye bağırdı, olay yarattı! Tam olarak o çocuğu göremesem de bi manyak yavrucak vardı demek arada!).
*Aral’ın bacakları çevre koltukları dürtmüş(adam 1.96). Önce teyze ve amcalar bizi azarladı, sonra şevkat duyup “şimdiki gençler uzun, sığmıyo bi yere” dedi. Ben bu lafa sevindim. Bi ara dövcekler sandım, ancak bu cümle ile rahatladım.
*Çekimler bitti. Bir daha bu proje için çekim yok. Gönlüm rahat, olay güzel.
* Bana bişey ısmarlayan olduğunda asla hayır demedim!!!
*Tuzlaya gittim İsmail ve Onur’u ziyaret ettim(Piyade okuluna gittim). Bir sürü asker vardı. Çok korktum!
*Tuzlaya giderken, gözlerim rüzgardan şıpır şıpır akıyo diye, deniz gözlüğü taktım(rüzgar önlemek için) kafama da stüdyo monitör kulaklığı taktım (3 metre kablosu var, dj kulaklığı işte), kulaklarımı çok sıcak tuttu. Tuzlaya hiç gitmediğimden yolda bi amcaya yol sordum, tipimi beğenmedi muhatap olmadı! Çok yürümek zorunda kaldım.
*Süreyya bana bir çizim kalemi almış. Çok mutlu oldum. Ankara’ya dönünce 2 aydır ara verdiğim çizimlere ağzımın suyu aka aka tekrar başladım.
*Görgüsüz Aral gece gece deniz kenarına gitmek istedi. Gittiğimizde göreceğimiz tek şeyin siyah bi boşluk olduğunu anlatamadım! Kendini Akdeniz’de sandı zavallım. Gece’nin bi saati gittik, siyah boşluğa baktık, mavi bi Ege hayal ettik. Üşüdük. Yürüdük. Midye tava yedik.
* Paramız bitti (Hala da yok! Hani şu burun deliği kadar olan 50 kuruşlar var ya yemin ederim ondan bile yok!)
*Son gün açlıktan ölmemek için Aral’ın teyzesine gittik, akşam yemeği yedik. Kavurma vardı. Pilav vardı. Süper bişiler vardı. Çok doyduk iyi oldu.
*Trende yer yoktu, otobüsle döndük. Bindik-indik! Arasında ki zamanda ben uyudum, Aral ne yaptı bi fikrim yok.
*Cebimde 20.700 vardı(yeni para ile nasıl yazılır bilmiyorum, eski para ile 20 milyon 700). Taxiye ayırmıştım. Taxici hepsini aldı elimden! Daha da 1.500 eksik çıktı. Kapını önünde bekçiyi gördüm, Allah razı olsun 1,500 verip beni taxi’cinin elinden kurtardı.
*Eve geldim, üstümü değiştirdim, ajansa gittim. Çok çalıştım.
---Bitti---
İşte, İstanbul'dan notlar;
*Bayram tatilinden faydalanıp çekim için İstanbul’a gidildi.
*Az para ile yola çıktık. Ayarlayamadık işte!
*Tren yolculuğu ile gidildi. Aral öğrenci bileti aldı, ben öğrenci olmadığımdan ceza kesitler. Tez zamanda Aral dövülecek.
*Para az gitsin diye (biraya daha çok finansman sağlayabilmek amaçlı) ekmek arası bişiler yaptım. Aral “kaşarlar ince olmuş” dedi. Kaşarları bir bir çıkarıp Aral’ın burnuna sokmak istedim ama günah! Onu bulamayanlarda var (ki son gün bizde o bulamayanlar arasına katıldık!).
*Trende bira içmek güzel. Restoran iyi, vagonlar kötü! Huzur evi gezi kulübü gibi bi vagona denk geldik! Yaş ortalaması 80’di (Gerçi tam uyuduğum sırada adamın biri kalkıp “çocuğunuz çiçeğimi yemiş, ben bunu anneme almıştım” diye bağırdı, olay yarattı! Tam olarak o çocuğu göremesem de bi manyak yavrucak vardı demek arada!).
*Aral’ın bacakları çevre koltukları dürtmüş(adam 1.96). Önce teyze ve amcalar bizi azarladı, sonra şevkat duyup “şimdiki gençler uzun, sığmıyo bi yere” dedi. Ben bu lafa sevindim. Bi ara dövcekler sandım, ancak bu cümle ile rahatladım.
*Çekimler bitti. Bir daha bu proje için çekim yok. Gönlüm rahat, olay güzel.
* Bana bişey ısmarlayan olduğunda asla hayır demedim!!!
*Tuzlaya gittim İsmail ve Onur’u ziyaret ettim(Piyade okuluna gittim). Bir sürü asker vardı. Çok korktum!
*Tuzlaya giderken, gözlerim rüzgardan şıpır şıpır akıyo diye, deniz gözlüğü taktım(rüzgar önlemek için) kafama da stüdyo monitör kulaklığı taktım (3 metre kablosu var, dj kulaklığı işte), kulaklarımı çok sıcak tuttu. Tuzlaya hiç gitmediğimden yolda bi amcaya yol sordum, tipimi beğenmedi muhatap olmadı! Çok yürümek zorunda kaldım.
*Süreyya bana bir çizim kalemi almış. Çok mutlu oldum. Ankara’ya dönünce 2 aydır ara verdiğim çizimlere ağzımın suyu aka aka tekrar başladım.
*Görgüsüz Aral gece gece deniz kenarına gitmek istedi. Gittiğimizde göreceğimiz tek şeyin siyah bi boşluk olduğunu anlatamadım! Kendini Akdeniz’de sandı zavallım. Gece’nin bi saati gittik, siyah boşluğa baktık, mavi bi Ege hayal ettik. Üşüdük. Yürüdük. Midye tava yedik.
* Paramız bitti (Hala da yok! Hani şu burun deliği kadar olan 50 kuruşlar var ya yemin ederim ondan bile yok!)
*Son gün açlıktan ölmemek için Aral’ın teyzesine gittik, akşam yemeği yedik. Kavurma vardı. Pilav vardı. Süper bişiler vardı. Çok doyduk iyi oldu.
*Trende yer yoktu, otobüsle döndük. Bindik-indik! Arasında ki zamanda ben uyudum, Aral ne yaptı bi fikrim yok.
*Cebimde 20.700 vardı(yeni para ile nasıl yazılır bilmiyorum, eski para ile 20 milyon 700). Taxiye ayırmıştım. Taxici hepsini aldı elimden! Daha da 1.500 eksik çıktı. Kapını önünde bekçiyi gördüm, Allah razı olsun 1,500 verip beni taxi’cinin elinden kurtardı.
*Eve geldim, üstümü değiştirdim, ajansa gittim. Çok çalıştım.
---Bitti---
15 Aralık 2007 Cumartesi
FAREDİR O FARE...
Sabah 5! 3. kez oldu bu! Sabah 5 olunca ajansın alarmı ötüyo.. Tabi polis vs patron hepsi toplanıyolar ajansı açıyolarki bişey yok! Ne biri girmiş ne de teşebbüs etmiş. Nedir bu? Heralde alarmda bi problem var diyoruz. Alarm şirketinden geliyolar tatbikat yeri gibi ajansın içi. Adamlar dedi ki alarmı kuruyoruz, kimse kıpırdamasın! Fotokopi çeken makinada, telde konuşan telde, çizim yapan olduğu halde kaldı! Alarm kuruldu. Alarm şirketinden gelenlerden biri geldi sakincene alarmın karşısına geçip el salladı (çok asap bozucuydu 4 kez tekrarlandı bu!) Efendim o zamana kadar dikkat etmediğim üzere alarm zili sandalyemin altındaymış ve ben ufak çaplı bir kalp krizi yaşadım! Ama ölmedim! Öldürmeyen allah öldürmüyo sevgili okur! Adamlara dedim "öldüreydiniz direk"! Neyse efendim alarm çalışıyo şimdi manyakça senaryolara başladı şirketten gelenler: "hmmmm hızlı esen rüzgar perdeleri oynatıyo olabilir! hmmm" "fare olabilir fare!," ben soruyorum tabi "Ee nerde peki bu? Bu fare neden her sabah 5 de gelir?! Namazamı kalkıyo?" Cevap: "hee alarmı duyunca gaçmışdır!" Yani alarm fareye karşı gayet etkili sayın okur! Eğer bir yerde fare görürseniz bi düdükle onu kaçırmanız mümkün! Yaw o zaman fare kapanı vs gibi alet edvata ne gerek var? Yıllarca insan oğlu fareyle olan sosyal savaşında neden düdüğü hiç düşünmemiş?.. Çal düdüğü gitsin fare! Ohh öldürmeden fareden kurtulma yolu, hem etraf kan da olmaz! Tam adamların yakasına yapışıp "Lan biz bu alarmı fare için mi taktırdık uleyyynnn?!!" diyecektim... Ah ahhh.. Yapma Kufax, etme Kufax...! Ajanstakiler sağ olsun! Valla bana kalsa şimdi bi tepsi böreğe testere saklayıp beni hapsanede ziyaret etmeye gelebilirdiniz sevgili okur! Katil oluyodum! Fareymiş! Neyse efendim. Bizim alarm sabah 5 gibi çalıyo. Patron ve eşini gece hayal ediyorum. " kalk bey polisler aradı, alarm çalıyomuş" "yat hanım yat, faredir o fare!"....
Haydi hayırlı günler olsun sevgili okur...
Haydi hayırlı günler olsun sevgili okur...
14 Aralık 2007 Cuma
KARA TREN GECİKİR...
Tutamıyorum kendimi... Vallahi gidesim geliyo durduk yere... Napsak napsak... Gitsek... Nereye şimdi? Amasra'ya gideyim diyorum, hava bi garip. Çok da korkunçtur Karadeniz bu mevsimde. Olmaz, Karadeniz olmaz. Konya'ya gideyim evet! Ama Konya'ya 2 hafta sonra gidicem. Peki diyorum yine İstanbul olsun. Zaten bakkala gitmek gibi oldu. Ayda 3 kez İstanbul'dayım. Çekimi bitiririz en azından diyorum. Karar verildi, şehir: İstanbul! Ama bi değişiklik olmalı, hah buldum trenle gideyim diyorum. TCDD güzel bi site yapmış önce siteden bakıyorum. Gud! Şön! Ardından arıyorum. Donuk sesli ama heycanlıda bi ses kaydı. Bana "zırt için 1'e, bırt için 2'ye.... basın" diye sayıp duruyo. Sonunda ulaşıyorum rezervasyon merkezine. Beklerken hani bi müzik çalar bilirsiniz. TCDD "tren gelir hoş gelir ley ley lümü lümü ley"i koymuş başlıyo bi müzik. Gülmeye başlıyorum, kadın çıkıyo tele "efendeeem" diyo! Kelimeler oldukça davetkar! "e"ler açık... Sanki ağızda bi sakız var! Ama ses gardiyan gibi. Gülmekten bileti zor ayırttırıyorum. Treni seviyorum sevgili okur. Tren gelir hoş gelir ley ley lümü lümü leyy... (Bakınız 444 82 33)... Alışkanlık oldu bende günde 3 kez arıyorum(!)... Tren gelir falan.. hoş gelirr.. ohh iyi neşemiz allah bozmasın...
Yav bide şey vardı "kara tren gecikir belki hiç gelmez.. dağlarda salınırda halimi bilmez.." falan.. iyi ki Onu koymamışlar o çok fena acıklı yaw.. çok!
Yav bide şey vardı "kara tren gecikir belki hiç gelmez.. dağlarda salınırda halimi bilmez.." falan.. iyi ki Onu koymamışlar o çok fena acıklı yaw.. çok!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
