20 Eylül 2007 Perşembe
15 Eylül 2007 Cumartesi
BEN TABELANIN KRALINI TUVAYLOTLARDA GÖRDÜM...
Kufaxi yolda yine, Kuşadası otogarında duruyoruz. Yolda durmak demek çiş etmek demektir benim için, hem yeni kültürlerin tuvaletlerini tanımak, görmek bilirsiniz bir tutku haline döndü bende. Bir yazı bayanlar tuvaletinin önünde “tuvalet ücreti 75 ykr’dur” normal! Adam fiyatı yazmış işini gördükten sonra itiraz eden olmasın diye. Hemen altında 2. bi yazı “el yüz yıkamak, traş olmak, elbise değiştirmek, mazeret değildir, giriş ücretlidir”. Buradan anlıyoruz ki tuvalete giren bi bayan çıktıktan sonra para ödemek istememiş ve “ben sadece traş oldum” demiş! Onlarda böyle bi ikaz koyma gereğinde bulunmuşlar! Bu ne kardeşim! Bayanlar tuvaletinde traş olanı mı bastınız? Nası? Ben anlamıyorum yetmiyo aklım! Güldüm geçtim ama geçerkende çekdim bi güzel ki sizlerle paylaşabileyim, Türkiye’de tuvalette traş olan kadınlardan haberdar olun diye!!! Cahil kalmayın sevgili okur! Cehalet kötü şey! Kadın dediğin en babasından sakal traşını olur, parasını da ödemez! Gerekirse diklenir tuvaletciye! Haaa! Şöle adam olun bak! Kadını erkeği yok bu işin traşşşş şart! Çünkü burası TÜRKİYE!
Not: Bayan Wc yazısını kareye sığdıramadım çünkü çekdiğim açıdan mümkün değildi. Arkamı duvara yaslayıp okuyabileceğiniz açıdan bu kadar olabildi. Ama kufaxi yemini size orası bayanlar tuvaletidir. Bknz Kuşadası otogarı.
ASANSÜÜÜÜR...VE AAAVAAA...
(Kufaxi yolda devam!) İstanbul Taksim’deyiz. Mekanın adını vermeyeceğim ama klasik Taksim barlarından birine içmeye gidiyoruz ki bu içişimizin alt yapısı yapılmış. Yani zaten kafamız yeterince iyi. AsansÜre bineceğiz kapıya da bi “asansüürcü” dikmişler (yüzyılın en gereksiz mesleği. Sanki o adam orada durmasa biz teknolojik zekamızla sosyal kültürümüzü birleştirip asansöre binemeyeceğiz! Hıh saçma!). Asansürün kapısında bir şey yazıyo ama 3’üncü hecelememden sonra anlayabiliyorum. “asansörün tavan yanlarında 26 adet hava deliği vardır” Ne hoş. Zaten ben 26 dan aşşa hava deliği olan asansörleri kullanmam sevgili okur. Bozar beni. 25 olsun merdiven kullanırım o derece hassasım bu konuda. Diyorum arkadaşlara durun çekicem fotoğrafını, dirseğimden ittiriyolar yürü ya işine falan diye. Yok imkanı çekerim ben engel de olunamaz bu isteğime yoksa o gece huysuzlanırım, kırarım milletin kalbini! Huyumu bildiklerinden bekliyolar oflaya poflaya ki çekeyim. Asasürcü(!) bakıyo anlam veremiyo. Ben hazırlıkdayım en yakın yere çanta bırakma, makineyi çıkarma ayarlama vs böle bi millet bayılmak üzere(alkolden!) bunu da belgeliyorum. Asansüüre biniyoruz ki herkezin kafa havada mır mır mır sesler geliyo.. bende merak ettim tabi bende başlıyorum..1,2,3,4,5,6,7…… 26’yı göremeden indik ama bi arbede yaşandı daracık asansürde! “çekil bi olum 17. senin olduğun tarafda kaldı heralde” “17 mi? Way p.zevenk ben 12’den sonrasını sayamadım!” Ah ah sayın okur! Bloğumda 26 hava deliği vardır ki bir gün kufaxi’ye takılırsanız boğulmayasınız diye… seviyorum sizi … öpüyorum candan şekilde!
TAbelaLAR VE KUfAXİ GEÇMİŞİ....
Sevgili Okur,
Yollar yaptım siz yokken, gezdim durdum, içtim durdum. Bir çok değişik yer gördüm bir çok değişik insanla konuştum. Şuna kanaat getirdim insanlar çeşit çeşit. İyi ki de öyle. Aynılıklar çok eğlencesiz olurdu…
Gelgelelim konuya. Tabelalara olan tutkumu bilirsiniz önceki sohbetlerimizden. Yanından fotoğraf makinesini ayırmayan bir insanım bir yerde bir tabela görürde çarpılırsam diye. Aslında önceleri bilemedim, gençlik, cahillik çok bi güzel tabelaları görüntüleme ve ölümsüzleştirme imkanı kaçırdım makinem olmadığından. Baktım ki olacak gibi değil! Birileri Türk’ün aklını fotoğraf kareleri ile ölümsüzleştirmeli! Artık yanımdadır hep fotoğraf makinem. Hep bi halkın paparazisi durumundayım. Hep bi kafam güzel!
Dönem eski, hayatımın adamı babam ile Anamur’dayız birde yanımda o dönem ki sıkı arkadaşım Duygu var. Babam sigara almaya gitti, bekliyoruz Duydu ile bi yerin önünde, çorbacı gibi bi yer. Kapıda çorbalar yazıyor: “mercimek, işkenbe, ezo gelin, kakdır”! Kakdır ne lan derken karar veriyoruz ki “kakdır” yöreye ait bir çorba çeşidi. Duyguyla azımız sulana sulana “kakdır” hayal ediyoruz. Kakdır öyle güzel bir çorba ki… oh ohhh! Bir içen taa Anamura kakdır için geliyo falan böle.. Hatta öyle hayal etmişiz ki kakdırın kokusu burnumuzda sevgili okur! Her yer buram buram kakdır kokuyo, karnımızın açlığı iyiden iyiye kendini hatırlatıyo!. Babam bilgili bi adamdı, avukattı kendisi, böyle 4-6 dk arası koca bi sayfa bulmacayı sömüren bir kişilikdi. Babam gelince babamın yüce bilgilerine güvenerek ve ağzımızın kenarından elimzin tersiyle akan suları silerek soruyoruz. “bağa kakdığ neğğğ” (ağızdan salyalar akarken bu kadar oluyo sevgili okur!) babam nerde yazıyo die soruyo gösteriyoruz ki babamda bi gülme zerk ediyo! Babam kendinden geçti! Biz dedik bu kakdır ne biçim bi çorbadır, dağ gibi adamı hoşaf etti! Meğerse kakdır oraya “itiniz” manasında yazılmış. Aslen “kakdırınız” yani. Ama adam çorbalarla aynı punto ve karakterde birde alt alta yazınca biz kakdır la ilgili baya bi salya salgıladık aç karna! Size kakdırın çorba isimleri ile olan ahengini belgelemek isterdim ama gençlik cahillik yok makinemiz yanımızda… Ah ahhh. Bak yine acıkdım, ben bi çorba içip dönücem….kalın sağlıcakla…
Not: Anamur’da bide köfteci McDullah vardı. Ağbi yaşıyosa selamlar buradan.
Yollar yaptım siz yokken, gezdim durdum, içtim durdum. Bir çok değişik yer gördüm bir çok değişik insanla konuştum. Şuna kanaat getirdim insanlar çeşit çeşit. İyi ki de öyle. Aynılıklar çok eğlencesiz olurdu…
Gelgelelim konuya. Tabelalara olan tutkumu bilirsiniz önceki sohbetlerimizden. Yanından fotoğraf makinesini ayırmayan bir insanım bir yerde bir tabela görürde çarpılırsam diye. Aslında önceleri bilemedim, gençlik, cahillik çok bi güzel tabelaları görüntüleme ve ölümsüzleştirme imkanı kaçırdım makinem olmadığından. Baktım ki olacak gibi değil! Birileri Türk’ün aklını fotoğraf kareleri ile ölümsüzleştirmeli! Artık yanımdadır hep fotoğraf makinem. Hep bi halkın paparazisi durumundayım. Hep bi kafam güzel!
Dönem eski, hayatımın adamı babam ile Anamur’dayız birde yanımda o dönem ki sıkı arkadaşım Duygu var. Babam sigara almaya gitti, bekliyoruz Duydu ile bi yerin önünde, çorbacı gibi bi yer. Kapıda çorbalar yazıyor: “mercimek, işkenbe, ezo gelin, kakdır”! Kakdır ne lan derken karar veriyoruz ki “kakdır” yöreye ait bir çorba çeşidi. Duyguyla azımız sulana sulana “kakdır” hayal ediyoruz. Kakdır öyle güzel bir çorba ki… oh ohhh! Bir içen taa Anamura kakdır için geliyo falan böle.. Hatta öyle hayal etmişiz ki kakdırın kokusu burnumuzda sevgili okur! Her yer buram buram kakdır kokuyo, karnımızın açlığı iyiden iyiye kendini hatırlatıyo!. Babam bilgili bi adamdı, avukattı kendisi, böyle 4-6 dk arası koca bi sayfa bulmacayı sömüren bir kişilikdi. Babam gelince babamın yüce bilgilerine güvenerek ve ağzımızın kenarından elimzin tersiyle akan suları silerek soruyoruz. “bağa kakdığ neğğğ” (ağızdan salyalar akarken bu kadar oluyo sevgili okur!) babam nerde yazıyo die soruyo gösteriyoruz ki babamda bi gülme zerk ediyo! Babam kendinden geçti! Biz dedik bu kakdır ne biçim bi çorbadır, dağ gibi adamı hoşaf etti! Meğerse kakdır oraya “itiniz” manasında yazılmış. Aslen “kakdırınız” yani. Ama adam çorbalarla aynı punto ve karakterde birde alt alta yazınca biz kakdır la ilgili baya bi salya salgıladık aç karna! Size kakdırın çorba isimleri ile olan ahengini belgelemek isterdim ama gençlik cahillik yok makinemiz yanımızda… Ah ahhh. Bak yine acıkdım, ben bi çorba içip dönücem….kalın sağlıcakla…
Not: Anamur’da bide köfteci McDullah vardı. Ağbi yaşıyosa selamlar buradan.
UÇANLAR VE AKLIMA KAÇANLAR...
Edremit de Turnedeyiz, oyuncu milleti değil mi otobüste sokakta hep bi içme derdinde(kendimi dahil etmedim bakınız çok disiplinliyimdir asla içmem oyun zamanı) Bir kuruyemişçide durduk büyükce bi kuruyemişçi, millet saldırıdı kuruyemişlere “dayı bu taze mi?” diyen dalıyo, dayınında bi sabrı var tabi. Ben daynının kendini kaybedip bir grup tiyatrocunun burnuna leblebi tıktığını görmemek için otobüse geri döndüm. Elim çenemde camdan bakıyorum. Umutsuzum bizim ekip yarım saatten önce dönmez. Bu umutsuzluğumda yüce rabbim yüzüme sırıttı, böle pis pis hemide! O ne o? Bir tabela! Allah! Uzmanlık alanım… (ama o dönem henüz ilgi alanım pozisyonunda!) Aynen şöyle “uçan kuşları sevenler derneği” Nası yani? Noooluyo? Uçmayan kaç tür kuş var? Bir penguenler var benim bildiğim! Bigün biri çıkıp “ulan şu g.t penguenlere kılız lan biz, dernek mi kursak? o ne öle siyah beyaz kıçımın penguenleri!” falan mı demiş. Nedir işin aslı? Üye olmak istiyorum! Hatta istiyorum istiyorum istiyorum! Ya da adamlar kuş sevenler diye bi dernek kurmuşta tüm sapıklar arayıp “kuşumu sev… hohhhh” falan mı demiş de bu kuşların alalade uçabilen kuşlar olduğunu açıklayabilmek için böyle bi “uçan “ diye belirtece ihtiyaç duymuşlar… Ben düşünürken kara kara otobüse bindi millet, bi hökürdemeler ağızlarından fındık fıstık püskürtüyolar, böle bi eğlence hali falan… Asabım bozuk sayın okur! Hayatımın en kötü turnesiydi… kuliste bile düşündüm! Uçan kuş…Uçan kuş…Uçaa…aaaa..ahaaaa…… Şimdi buldum!!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
